Felsefe Tarihi (Thales'ten Baudrillard'a)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2481
Gösterim
Adı:
Felsefe Tarihi
Alt başlık:
Thales'ten Baudrillard'a
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
1216
Format:
Karton kapak
ISBN:
6050204698
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Büyük Alman şairi ve düşünürü Johann Wolfgang von Goethe, "Üç bin yılın hesabını göremeyen karanlıkta yolunu bulamaz; günü gününe yaşar ancak" derken, sadece bireylerin değil, toplum ya da kültürlerin de felsefe tarihine duydukları ihtiyacı anlatmak istiyordu.

Modern dünyanın karmakarışık ve her yönüyle bunaltıcı koşulları içinde insan, hayatını doğru yönetebilmek ve ona anlam katıp değer yükleyebilmek için felsefeye, büyük felsefi soruları yanıtlamaya ihtiyaç duyar. Felsefe yapmayı öğrenebilmek içinse felsefe tarihine ihtiyaç duyulur. Bunun da en önemli nedeni, büyük filozofların iki bin beş yüz yıldan beri ele aldığı konu ve soruları, hâlâ onların bize sağladığı ipuçları veya argümanlar üzerinden sorguluyor olmamızdır.

"Adaletin, mutluluğun, aşkın ne olduğu", "kimin, nasıl yönetmesi gerektiği", "siyasal bir sistemin hangi temel etik ve politik ilkeler üzerine inşa edileceği", "gerçekten var olanın ne olduğu", "bizim başkalarına karşı ne tür yükümlülüklerimizin bulunduğu" gibi soruları soranlar ilk bizler değiliz. Bu sorular, Sokrates, Platon ve Aristoteles tarafından da sorulmuş ve felsefe tarihi boyunca daha pek çok filozofun ilgi odağında yer almıştır.

İşte bundan dolayıdır ki felsefe ve felsefe tarihi, entelektüel dünyamızı zenginleştirecek, yolumuzu bulmada bize yardımcı olacak fikirlerle ve çıkartabileceğimiz derslerle doludur. Çağdaş İspanyol düşünürü George Santayana "Geçmişi hatırlayamayanlar onu tekrarlamaya mecburdurlar" sözüyle tam da bunu kastediyordu.

Ahmet Cevizci'nin Felsefe Tarihi, Antik Yunan'dan Hıristiyan ve İslam felsefesine, modernizmden postmodernizme kadar, işte bu iki bin beş yüz yıllık düşünce tarihini ayrıntılı, sistemli ve anlaşılır bir biçimde sunuyor.
2267 syf.
"Üç bin yılın hesabını göremeyen karanlıkta yolunu bulamaz; günü gününe yaşar ancak."
__Goethe__

Kitabın tanıtımındaki bu sözle incelemeye başlamak istedim. Goethe'ye bir yandan hak veriyorum; öte yandan da insan üç bin yılın hesabını görse dahi yolunu bulamayabilir hatta bembeyaz bir sonsuzlukta kaybolabilir.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ve yazara hakkını teslim etmeliyim; kitap büyük bir çalışma ve birikimin eseri. Bununla beraber belki de yazara yapacağım tek eleştiri şudur: Yazar felsefenin Antik Yunan'da doğmadığını yani Antik Yunan mucizesi söylemine katılmıyor. Antik Yunan'in coğrafi konumunun sayesinde birbirinden farklı medeniyetlerle iletişim halinde olması, yönetim şekillerinin uygunluğu ve refahın yüksek olmasının felsefede gelişmelerinde etkili olduğunu söyleniyor. Gayet mantıklı tabiki bu söylem. Bununla beraber Doğu'da felsefi akımlarin olduğunu da ekliyor. Ancak yazar bu konuda bence duygusal davranmis ve orta yolcu bir söylemde bulunarak felsefenin doğuşunda öncü olma pozisyonunda Antik Yunan'in yanına Doğu'yu da monte etmek istemiş. Doğu felsefede yazarın dediği gibi öncü olsaydi sanırım bu kitabında Doğu'ya da oldukça fazla yer vermesi gerekirdi.

Eğer felsefe tarihi üzerine bir kitap okumak istiyorsanız bence Ahmet Cevizci'nin bu eseri doğru adrestir. Çünkü yazar, olabildiğince açık ve anlaşılır şekilde felsefi akımları anlatmış olmakla beraber, filozoflarin görüşlerini anlatırken 'etiği, metafizigi, politik yönü...' gibi küçük konu başlıklarına ayırarak olası bir dağınıklığın önüne en baştan geçmiş. Ayrıca, anlatımında yer yer geçmişe dönük atıflar yoluyla o an anlattığı filozofun etkilendiği akımla, kişiyle bağlantısını başarılı şekilde kurarak okuyucunun felsefi akımlar ve Filozoflar arası bağlantıyı görmesini sağlamış ve bu da oldukça faydali bir yöntem olmuş.

Tabiki, isim isim ve ayrı ayrı her akımı, filozofu anlatamam incelemede ki her akımı yüzde yüz anladığımi daha doğrusu anlatabilecek şekilde özümsedigimi iddia edemem. Ancak genel hatlarıyla felsefinin nasıl bir seyir izlediğini kendimce özetlemek istiyorum.

İnsanlığın kadim soruları nelerdir?

"Önümüzdeki sınavda hoca nereden soracak?"
"Sağlık Bakanlığı atama yapmayı düşünüyor mu?"
"Ocakta yemeğin altı yanıyor muydu?" gibi sorular değil tabiki.

- Neden yokluk yerine varlık var?
- Varlık denilen şey nedir?
- Varlık var mıdır gerçekten?
- Varlığın özü nedir?
- Hayatın anlamı nedir?
vb daha da uzatabilecegimiz bir listedir bu sorular. Nereden gelip nereye gittiğini merak eden insanın düşüncelerinin ürünü olan sorular ve ona tarih boyu farklı farklı cevaplar vermeye çalışan filozoflar... Aslında bu sorular üzerine düşünmek için veya yeni sorular sormak için 'filozof' olmaya gerek yok. İhtiyacınız olan şey sonsuz bir merak duygusu sadece.

Antik Yunan felsefisi varlığın özü ile daha çok ilgilenmiş ve onlar varlığın hiclikten gelmiş olabileceğine ihtimal dahi vermemişler. Varlığın özü olarak töz, arkhe, ateş, su, atom gibi birbirinden farklı şeyler öne sürmüşler. Yunanlılarda diğer önemli nokta Tanrıyı felsefenin içine büyük oranda sokmadıklarini görüyoruz. Açıklamaya göklerde değil yerde aramışlar diyebiliriz. Antik Yunan'da felsefenin temel taşı saf meraktır. Yani, bir fayda sağlamak için veya bir şeyi kanıtlamak için felsefe yapmamıslar.

Felsefenin antik Yunan'da seyrini değiştiren iki etken isim verilebilir sanırım: Sokrates ve Platon. Hatta Aristoteles ile beraber bunu üç yapabiliriz. Sokrates kendisi yazılı eser bırakmamis ki buna da karşı çıkmış sanırım. Öğrencisi Platon tarafından yazılanlar neticesinde Sokrates hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Sokrates ile beraber Yunan felsefesinin seyrinin değiştiğini görüyoruz. Zaten sınıflamada bile kendini belli ediyor bu durum: Presokratikler, Sokratikler vb...
Sokrates'in fikirlerinin üzerine felsefesini oturtan Platon ile beraber sistematik felsefe başlıyor.

Bunun öncesinde Antik Yunan'da temel bir tartışma konusu olan varlığın veya maddenin değişmez olup olmadığıdır. Herakliatos'un başını çektiği grup varlığın ve maddenin değişmekte olduğunu iddia etse de başlarda Parmenides ve Elia Okulunun varlık vardır ve değişmez öğretisi daha baskın gelir. Yazarın da vurguladığı nokta; Elia Okulundan sonra felsefe Elia okulunun fikirlerine katilmak veya katilmasa da ondan tam bağımsız olamamakla beraber kendi fikirlerini az veya çok ona yaslanarak oluşturmak olarak seyretmis.

Platon'a geri dönecek olursak, Sokrates'in toplumunu değiştirme çabasının devamını Platon getirmiş diyebiliriz. Bu durumda bir etken de yazara göre, dönemin politik, sosyal durumudur. Çünkü gelişen savaşlar,değişen sosyopolitik düzen neticesinde eskiden saf merak ile çevrelerini, kendilerini anlamaya çalışan filozoflar ister istemez değişen ve çoğunlukla bozulan sosyopolitik düzenin düzeltilmesi için felsefe yapmaya başlamışlar. Bunların başında gelen Platon, varlıklar meşhur idealar dünyası ile aslında kendisi de farkında olmadan Ortadoğu Dinlerinin mihenk taşı, temeli olmuştur. Platon, varlıkların anlasilabilmesi için Thales'in başını çektiği felsefecilerin 'varlığın özüne doğanın içinden cevap bulmak' fikrini 'varlığın özüne öte taraftan cevap bulmak' şeklinde değiştirmiştir. Öte taraftan kastım; görünmeyen doğanın dışı olan yani metafiziktir. Platon'a göre masa'nin masa olabilmesi için masa ideasinin olması lazım. Keza iyi için de kötü için de bu aynı şekilde geçerlidir. Bu arada kıtabin ilerleyen bölümlerinde iyi ideasinin Tanrılaştırıldığını görüyoruz. Platon politik olarak da yine idealar düzenine gider; ona göre devleti bilge bir filozof yönetmelidir. Platon ve diğerlerinin one sürdüğü, destekledikleri varlık hiyerarsisi birçok filozofun etkilendiği temel bir yapı olacak. Keza Aristo'nun ilk muharrik ve ideal orta fikirleri de aynı şekilde kendisinden sonra gelenleri etkileyecek. Öte yandan şehir devletlerinin yerini merkezi devletlere bıraktığı zaman Epikurusculer gibi felsefeyi politik dışı ve toplumcu düşünmekten ziyade bireysel düşünen felsefi akımlar da gelişiyor. Epikuros daha çok insanların bireysel olarak nasıl mutlu olacaklarına yönelik ve buna bağlı olarak kadim korkumuz ölüm korkusundan nasıl siyrilabiliriz gibi konularda felsefe yapmış. "Ben varken ölüm yok, ölüm geldiğinde ben yokum, haliyle ölümden korkmaya da gerek yok" sözü meşhurdur.

Antik Çağın felsefesinin temelini merak teşkil ederken, Ortaçağ felsefesinin temelini ise Tanrı kavramını mantıklı olarak temellendirmek ve onun varlığına mantiki argumanlar oluşturmak teşkil etmiştir. Yeni Platonculardan Plotinus Ortaçağa gelmeden, Platon'un fikirlerinden Tanrıyı hem her şeyin kaynağı ve hem de insanların kendisine donecekleri yer olarak gösteren felsefi bir öğreti geliştirmistir. Hristiyan düşünürler de başta onun fikirleri olmak üzere bu tarz fikirlerden bir teoloji kurmuşlar. Ortaçağin diğer ayağı İslam Felsefesi bu çağda Hristiyan dünyadan çok daha aktif olmakla beraber felsefelerinin temeli Hristiyan dünya ile aynıdır. Özellikle Aristo'nun ilk muharrik fikrini birçok islami filozofun dillendirdigini ve aslına bakarsanız şu an dahi dillendirildigini görmekteyiz. Keza varlıklar hiyerarsisi fikrinde hiyerarsinin tepesinde Tanrı'nin bulundugunu, onun altında duruma göre melek, insan ve hayvan diye gittiğini görüyoruz. Tanrıya akla dayanarak getirilmek istenen argumanlara zamanla İslam dünyasında Gazali, Hristiyan dünyasında Tertuinos ve Ockham gibi insanların tepki gösterdiğini görüyoruz. Tertuinos "Saçma olduğunu bile bile inanıyorum" demiştir. Ockham ise Tanrıya akla dayanarak kanıt getirilmeye çalışılmasinin beyhude olduğunu, getirilen kanıtlarin bir değeri olmadığını söylemiştir.

Ortaçağ'dan sonra İslam dünyasına bir daha rastlamiyoruz felsefe tarihinde. Dolaylı yoldan, yani çeviriler neticesinde Avrupa'nın Aristo vb filozoflarla tanışmasini sağlıyorlar ancak doğrudan bir katkılarının olmadığını görüyoruz. Rönesans ve devamında teknolojik gelişmelerin ve keşiflerin de etkisiyle felsefe büyük bir dönüşüm geçiriyor. Ortaçağ'dan çıkarken ülkemizin önemli felsefecilerinden Ahmet Arslan'ın izlediğim bir videosundaki sözünü animasadigim ölçüde yazmak istiyorum: "Ortadoğu dinlerini kazin, altından Platon çıkar." birebir bu şekilde olmayabilir ancak sözün mantığı buydu.

Galileo'nun bilime öncülük etmesi ve matematiğin doğanın dili olduğunu dile getirmesi, devamında Descartes'in başını çektiği 17. yy filozoflarin da katkısıyla varlık hiyerasisinde Tanrı yerini yavaş yavaş insana bırakmaya hazırlanıyor. Bilimsel gelişmelerin kilisenin otoritesini sarsmasi, matbaa sayesinde insanların kitaplara daha kolay ulaşması, coğrafi kesiflerle refahın ve kültürel gelişimin artması gibi etmenler neticesinde felsefede insan temelli bir doğrultuya kaymaya başlamıştır. Bilime duyulan güvenin zirve yapmasında tabiki Newton'un katkısı çok büyük. Kilise ve din otoritesini kaybetmekle kalmayıp David Hume'la başlayan ve sonraları özellik Fransız aydınlanmasi filozoflarinin keskin saldırılarina da maruz kalmıştır. Bu saldırıların ve bilimsel gelişmelerin insanlığa katkıları neticesinde halk nezdinde de kilise ve dine karşı soğukluk baş gösterir. Bu durumun yaratacağı etkiye karşı Voltaire, Berkeley gibi insanlar din ile bilimi uyusturmaya, mecazi olarak baristirmaya calismislardir. Ancak ok yaydan çıkmıştır ve kırılma keskinlesir.

Modern dünyada artık materyalizm, humanizm gibi akımlar neticesinde varlıklar hiyerasis yerle bir olmuştur. Tanrı bu hiyerarsiden insanlar tarafından kovulmustur ve artık insan her şeydir. Ancak bu durum güllük gulistanlik bir tablo ortaya çıkarmaz. Nietzsche'nin malumun ilanı olan "Tanrı öldü!" seslenisi aslında bir uyariydi insanlığa. Varlık hiyerarsisinin dağılmasınin neticesinde insanları saracak nihilizmin yıkıcı etkilerine karşı Nietzsche bu şekilde uyarmisti insanları.

İnsanlığı nihilizm beklerken bilimi yeni din gibi gören kesim ise bilimsel yöntemini geliştirmiş ve insanlığa tek yolun bilim olduğunu bağırıyor adeta. Comte, K.Popper bunların başında geliyor diyebiliriz. Tabi inanç alanında felsefenin bu etkileri olurken siyaset alanında da özellikle Fransız aydınlanmasinin etkisiyle insan hakları, demokrasi, eşitlik sesleri yüksek sesle dillendirilmeye ve bizzat kralın kafasının ucurulmasiyla hat safhaya geçiyor. İngiliz aydınlanmasinin bu söylemlere daha temkinli yaklaştigini görüyoruz.

Bilim, bilimle beraber yükselen materyalizmin kadim insanlık sorularına yeterli cevabı vermemesi neticesinde tekrar yeni metafizikci akımlar ve bilime eleştiri getiren akımlar ortaya çıkıyor. Hegel ve onun diyalektigi Kant'i, Kant da birçok kişiyi etkileyecektir. Daha yakin zamandan Heidegger gibi fenomenologlar ve son noktada postmodernistler, aşağı yukarı ortak zeminlerini teşkil eden insanın kadim sorularına bilimin tek başına cevap veremecegi ve insanın ve hayatın sadece maddi yönünün olmadığıdir diyebiliriz.

Nitekim bilime getirilen bir eleştiri de onun ne kadar metafizige karşı olsa da kendi temellerinin de birer metafizik olduğudur. Bu yolu takip ederseniz çıkacağıniz nokta kadim sorulardan: Varlık nedir, varlık var mıdır? olacaktır.

Bu noktada farklı bir yaklaşımı olan Wittgenstein, felsefede bu dönen tartışmalarin dilsel bir sorundan kaynaklandigini yani dilimizin yetersiz oluşunun bir tezahuru olduğunu söylemiştir. İnsan dilinin kendisine çizdiği sınırlarda yaşar.

Varolusculuk akımı da bu zamana kadar bir öz var ve ona bağlı varlık var anlayışını ters yüz edip, önemli olan varlıktır; öz ondan sonra gelir fikrini takip ederek, insanın dünyaya adeta firlatilmis olduğunu ve mutlak özgür olduğunu söyler. Mutlak özgürlüğe dayanamayan insanın kendisini özgür olmadığı yönünde kandirdigini ve toplumdaki rollerinden başını kaldırıp kendisine kadim soruları sormadigini ve dolayısıyla varolusunun farkında olmadan zaman geçirdiği söylenmektedir. A. Camus insanın bu durumunu Antik Yunan'da Tanrılara sürekli baş kaldıran ve Tanrılar tarafından sonsuza kadar sırtında bir taşı tepeye çıkarıp indirmekle cezalandirilan Sisifos'a benzetir. Ve çözüm olarak insanlara Sisifos'u mutlu düşünmeliyiz der.

Öte yandan K. Marx tarihe başka bir açıdan bakar ve efendi-kole yani üretimin (ekonominin) merkeze alınarak degerledirilen bir tarih anlayışı ile içinde bulunulan kapitalist düzenin bir gün son bulacaginin, bunun kaçınılmaz olduğunu ve aynı zamanda gelecekte de ekonomik düzenin sosyalizm olacağını ilan eder. İçinde bulunduğu devirde kendisine gulunse de sonraki zamanlarda dünyayı kasıp kavuracak bir Marksizm akımı oluşacaktır.

Felsefede sonu gelmez tartışmalara farklı bir açıdan bakan taraf ise pragmatikler olur; sorulardan daha çok pratikte bunların insana faydasının ne olduğuna mercek tutulmasi gerektiğine işaret ederler. Aslında haksız da sayılmazlar.

Dünyanın bilimle daha iyi bir yer olacağı vaatleriyle başlayan maceranın nihilizm ve dünyanın daha önce hiç görmediği savaşlar ile neticelenmesine tepki olarak doğan ve günümüze en yakın akim olan Postmodernizm'dir. Tabiki bilimin faydalarını yadsimiyorlar ancak bilimin kullanılis tarzına, sınırları olmadığına ve insanlara tek yol olarak gösterilmesine, benimsetilmesine karşı eleştiri getiriyorlar.

Modern Dünya felsefesini son sürat ve nispeten karışık bir şekilde özetlemek istedim. Bunun nedeni de aslında yazarın da bahsettiği gibi modern dünya felsefesinin zenginliği ve aslında birbirinden farklı görüş, tepki ve akimlarin ortaya çıkmasıdır. Bununla beraber kitapta modern dünyayı okurken adeta modern dünyamızın hızına ve karışıklığına paralel bir his oluşmasıdir.

Kitapta, felsefenin yani insanların zihinsel dünyasının nasıl birbiriyle bağlantılı şekilde birikimli şekilde geliştiğini görüyoruz. Damlaya damlaya dolan bir göl gibi daha doğrusu dolmaya çalışan göl gibi... Bu çabaya dediğim gibi dolaylı yoldan ve sadece Ortaçağ'da katkı yapan İslam dünyasının geri kalmasını üzüntüyle farkına variyoruz. Çünkü Batı'nın Ortaçağ'dan sonra yaptığı büyük atılımi, gelişimi okurken aslında günümüz İslam dünyası ve haliyle bizim çok gerilerde kaldığımız daha aşikar hale geliyor insana. Bu geri kalmışlik mevzusu; Batı'nın kullandığı telefonu kullanmakla onlarla aynı teknolojiyi kullanmakla çözülecek şeyler değil malesef. Siyasi, sosyal, ekonomik, bilimsel dünyamızın ve en çok, en önemlisi de zihinsel dünyamızın geri kalmışlığıdır. Halbuki Ortaçağ'da Batı karanlığa gömülürken, İslam dünyasının gelişmiş olduğunu görüyoruz. Normal şartlarda İslam dünyasının başını alıp gidecegini ve Batı'nın asla onu yakalamayacagini düşünürüz. Tam tersi oluyor. İşte bunun temelinde felsefik- zihinsel geri kalmak vardır.

Elimden geldiğince kitabi genel hatlarıyla anlatmak istedim. Bu konuya ilgisi olanlara kitabı tavsiye ediyorum.

Bu arada kadim sorular hala geçerliliğini koruyor. :))

Keyifli okumalar
1216 syf.
·Beğendi·9/10
‘Felsefe okuyan ya da felsefeye ilgi duyan herkesin okuması gereken bir kitap’ diyerek araştırmama başlamak istiyorum.

Felsefe öyle bir alandır ki, iyi bir altyapınız yoksa okuduğunuz bir felsefi metinden hiçbir şey anlamama ihtimaliniz çok yüksektir. Filozofların ya da düşünce adamlarının kendi yazdıkları kitapları okuyup anlayabilmek için, o filozofların hangi düşünce akımından geldiklerini iyi bilmek gerekir.

İşte Felsefe Tarihi, okura bunu vaadediyor. Tüm zamanların en eski filozoflarından başlıyor ve günümüze kadar uzanan tüm düşünce akımlarını ve temsilcilerini kronolojik bir sırayla veriyor. Böylece kim ne düşünmüş, neden düşünmüş, düşüncesini nelere yaslamış gibi pek çok sorunun cevabını bulabiliyorsunuz kitapta.

Dili elbette hafif değil. Fakat okumayı bitirdiğinizde felsefe tarihi konusunda belli bir noktaya geleceğiniz (eğer yazılanları gerçekten özümserseniz) bir gerçek.

Eserle ilgili eleştireceğim tek nokta şu: Yazar kitabın başlarında Thales’i anlattığı yerde ‘Sözde Yunan Mucizesi’ diye bir ara başlık atmış. Neden sözde? Evet felsefe Yunan’dır ve felsefeyi ilk kez onlar yazılı hale getirip kurumlaştırmışlardır. Bu sözcüğü okuyunca açıkçası yazar acaba yorumlarını katarak mı gidecek diye biraz kaygılandım fakat neyse ki korktuğum olmadı. Yine de o sözcük bence hatalıydı.


Bu eseri literatüre kazandırdığı için Ahmet Cevizci’ye teşekkür ediyor, ışıklar içinde uyumasını diliyorum.
1216 syf.
·233 günde·7/10
Kitabın görüntüsü sizleri korkutabilir. Fakat kapağını açtıktan sonra sizi öyle bir yolculuğa çıkarıyor ki bu kitap, kitabı okuduktan sonra şöyle bir düşünce beliriyor zihninizde: Miletli Thales'ten hatta Çinli Tao'dan, Hintli Buda'dan, İranlı Zerdüşt'den... beri yaşıyorum ben. İnsanın düşünce serüvenini harika bir dille anlatan geniş muhtevalı bir kitap.
1216 syf.
·Puan vermedi
İlk gördüğüm de "Bu nasıl okunur! Resmen tuğla!" tepkisini verdiğim kitap. Ama Cevizci Hoca'nın yer yer kendi düşüncelerine de yer vermesi -özellikle medeniyeti Yunan coğrafyasında başlatanları eleştirmesi [ki bence Yunan coğrafyasında başlamıştır] dikkat çekici -, kitabı ders kitabı olmaktan çıkarmış, okunmasını basitleştirmiştir. Felsefe ile alakadar olan biri için başucu kitabı...
*Bir dipnot: Hocamızın kendi odasında çalışma yaparken kalp krizi nedeniyle ölmesi ayrıca üzmüştür.
Ahmet cevizci hocamızın kaleme aldığı bu muhteşem eser Felsefe ile tanışanlar için oldukça detaylı bi şekilde ve rahatça anlaşılabilecek şekilde yazılmıştır kronolojik sıraya göre ve filozofların fikirlerini açıklayıcı bir dille vermesi kitabı dahada okunur hale getirmiştir.
1216 syf.
·Beğendi·9/10
Felsefeye merak duyanların elinden düşüremeyeceği bir başucu kitabı. Kalınlığı göz korkutsa da akıcılığı ve sadeliği bu korkuyu gidermeye yetiyor. Felsefe tarihinde küçük de olsa yer edinmiş tüm filozofları kapsayan kitap büyükçe bir ansiklopedinin yapacağı işi tek başına yapmaya aday.
1216 syf.
·8/10
Kitaba yeni başladım sayılır.İlk sayfalarda hemen gözüme çarpan;yazar ısrarla yunan mucizesinin falan olmadığından bahsediyor.Bu sanırım bazılarında refleks olarak gelisen birşey oysa yunanın felsefeye yaklaşırken ortaya koyduğu farkların önemini çok büyük bence.Evet doğunun/şarkın kendine has bir adeti bir haleti ruhiyesi ve bundan dolayı önemi vardır.Ama işin bilim ve felsefe kısmında batı/garp bana daha yakın gelmektedir.İkisi arasında denge kurabilmekte önemlidir.
1216 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Felsefe ile ilgilenenler ve bilhassa öğrencileri için doğrudan bir temel kaynaktir. Bu neydi ya dediğiniz şeyi açıp, kısaca hatırlayıp devam edersiniz.
1216 syf.
·17 günde·9/10
Uzun zaman bu kitabın ciltli versiyonunun peşinde koşmuştum. Baskısı olmadığı dönemde bir kitapçıda hem de normal fiyata buldum. Felsefe sevenler zaten duymuştur. Muhteşem bir eser. Rahmetli hoca keşke genç yaşta aramızdan ayrılmasaydı da bunun gibi birçok eser yazabilseydi. Mümkün olduğunca basitleştirerek anlatmış. Yine de çok sade diyemeyeceğim. Yalnız bu gibi bir kaynak peşinde olanlar için son derece faydalıdır.
1216 syf.
2haftalık maratonun ardından ilk kez karşlaşılmış terminolojiler,filozoflar ve kuramlar beni fazlasıyla şaşırtmasına karşın kitap bitince yüzümde aptalca bir aydınlanma yaşamanın getirdiği coşku hissettim. Benim gibi felsefe ye giriş mahiyetinde okursanız mutlaka sabırlı olun. Teoriler ve filozoflar ın bazen sansasyonel fikirlerle gelmiş olsalar bile kitapla şunu farkediyor insan; bilgi kümülatif ve bir o kadarda sentezdir. Bunun ışığında felsefeyi bana çok sevdirdi ve muhtemelen böyle bir serüvene sürükleyecek rüzgarı arkama aldım. Uzun zaman sonra motive edici kitabı buldum sonunda. Sabredenler ve azmedenler okumalı
1216 syf.
·75 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar bitirmeden sizi rahat bırakmaz, bazı kitaplar da her daim elinizin altında bir danışman edasıyla durur. Ben bu kitabı ikinci sınıfa koyuyorum. Felsefe merakı olanların , felsefeye etkisi olmuş bütün filozofları ve fikirlerini genel hatlarıyla öğrenebileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Felsefi kelimelere de aşina olmak gerekiyor ,yoksa kitap zor bir kitap. Rahmetli Ahmet Cevizci'nin ülkemizde ki felsefe bölümüne katkısı yadsınamaz sanırım.
Felsefe öğrenmek için
Bilinmeyen
Bilgi
Düşünce haber
Deha olmak istiyorum
Yanlız başına
Öğrenmek
Kelime hazinesi çoğaltma
Bilinmeyen bulmak
Mükemmelli yakalamak
Bir insanı, daha doğrusu bir kişiyi, bir makineden veya makine parçasından farklılaştıran şey, bilincidir.
“Boğmaya veya susturmaya çalıştığımız görüşün yanlış bir görüş olduğundan hiçbir zaman emin olamayız; emin olsaydık bile, söz konusu görüşü susturmaya çalışmaktan daha büyük bir yanlış olamazdı”
“Karnı doymuş bir domuz olmaktansa, aç bir insan olmak; doyurulmuş bir aptal olmaktansa doyumsuz bir Sokrates olmak iyidir.”
James, A kişisinin x teorisini, B kişisinin de y teorisini öne sürmesi durumunda, pragmatizmi benimsemiş bir kimsenin söz konusu iki teorinin de sonuçlarını inceleyeceğini söyler.
İnsanlar bir kez kendilerini birbirleriyle kıyaslamaya başlayınca, diğerlerini geçmek için sabırsızlık duyarlar. İnsan zekâsı, ona diğerlerini soymak suretiyle zenginleşebilmenin yollarını öğretir.
Tanrı söz konusu olduğunda, kısa bir süre için deizmin savunuculuğunu yapmış, fakat deisti en nihayetinde “bir ateist olmak için yeterince uzun veya bilgece yaşamamış bir kişi” olarak tanımladıktan sonra, ateizme geçmişti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Felsefe Tarihi
Alt başlık:
Thales'ten Baudrillard'a
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
1216
Format:
Karton kapak
ISBN:
6050204698
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Büyük Alman şairi ve düşünürü Johann Wolfgang von Goethe, "Üç bin yılın hesabını göremeyen karanlıkta yolunu bulamaz; günü gününe yaşar ancak" derken, sadece bireylerin değil, toplum ya da kültürlerin de felsefe tarihine duydukları ihtiyacı anlatmak istiyordu.

Modern dünyanın karmakarışık ve her yönüyle bunaltıcı koşulları içinde insan, hayatını doğru yönetebilmek ve ona anlam katıp değer yükleyebilmek için felsefeye, büyük felsefi soruları yanıtlamaya ihtiyaç duyar. Felsefe yapmayı öğrenebilmek içinse felsefe tarihine ihtiyaç duyulur. Bunun da en önemli nedeni, büyük filozofların iki bin beş yüz yıldan beri ele aldığı konu ve soruları, hâlâ onların bize sağladığı ipuçları veya argümanlar üzerinden sorguluyor olmamızdır.

"Adaletin, mutluluğun, aşkın ne olduğu", "kimin, nasıl yönetmesi gerektiği", "siyasal bir sistemin hangi temel etik ve politik ilkeler üzerine inşa edileceği", "gerçekten var olanın ne olduğu", "bizim başkalarına karşı ne tür yükümlülüklerimizin bulunduğu" gibi soruları soranlar ilk bizler değiliz. Bu sorular, Sokrates, Platon ve Aristoteles tarafından da sorulmuş ve felsefe tarihi boyunca daha pek çok filozofun ilgi odağında yer almıştır.

İşte bundan dolayıdır ki felsefe ve felsefe tarihi, entelektüel dünyamızı zenginleştirecek, yolumuzu bulmada bize yardımcı olacak fikirlerle ve çıkartabileceğimiz derslerle doludur. Çağdaş İspanyol düşünürü George Santayana "Geçmişi hatırlayamayanlar onu tekrarlamaya mecburdurlar" sözüyle tam da bunu kastediyordu.

Ahmet Cevizci'nin Felsefe Tarihi, Antik Yunan'dan Hıristiyan ve İslam felsefesine, modernizmden postmodernizme kadar, işte bu iki bin beş yüz yıllık düşünce tarihini ayrıntılı, sistemli ve anlaşılır bir biçimde sunuyor.

Kitabı okuyanlar 122 okur

  • S. T
  • Barış arat
  • esma
  • Mustafa maden
  • Cansu Ünsal
  • Atay Caner
  • Yasemin ipek
  • Taha önat
  • seda
  • Sami Yeni

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.6
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%17.6
25-34 Yaş
%23.5
35-44 Yaş
%17.6
45-54 Yaş
%11.8
55-64 Yaş
%5.9
65+ Yaş
%5.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.7
Erkek
%54.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%51.4 (19)
9
%29.7 (11)
8
%16.2 (6)
7
%2.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0