Alexandre Dumas'nın ve Fransız Edebiyatının en ünlü ve en önemli eserlerinden Üç Silahşor bugüne kadar okumadığım her gün için kendime yazık ettiğimi düşündürdü.
Hikayemiz, d'Artagnan isimli gencin bir silahşor olarak saygınlık ve zenginlik bulma umuduyla yaşadığı kasabadan Paris'e gelmesiyle başlıyor. Paris'e varışından çok kısa bir süre içinde de aradığı saygınlık ve zenginliği buluyor ama bu amacı mümkün kılabilmesi için çektiği çileleri sadece okuyucu bilir. Ve tabii ki d'Artagnan'a bu amacı gerçekleştirmesi için yardımcı olan, hepsinin birbiri için ölüme bile göğüs gereceği 3 Silahşor var, Athos, Porthos ve Aramis.
17. yüzyılda Fransa ve İngiltere arasındaki rekabet ve savaşlar, sarayın içinde ya da dışında dönen onlarca entrika ve Kral XIII. Louis ile Kraliçe Anne d'Autritche arasındaki gerginlik de hikaye için çok önemli bir yere sahip.
748 sayfa olmasına bakılmadan alınıp, kesinlikle okunmalı çünkü ilk üç bölümden sonra okuyucu kendini durduramıyor ve sıradaki her sayfayı iple çekiyor. Bu durumun en önemli sebebi ise tabii ki çeviri. Çeviri o kadar güzel ki, insan sanki eser Türkçe yazılmış gibi düşünebiliyor.
Ayrıca bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında 'Milady' isimli karakterden daha fazla nefret ettiğim kimse olmadı. Bu hususta da Dumas çok büyük oynamış ve dünyanın en nefret edilesi roman karakterini yaratmış.