acheron

acheron
@acheronriver
bütün dünya dillerinde kafama sıktım, sessizliği kolluyorum.
eski müverrihlerin hayatında zuhur edecek büyük hadiselerin gökte ve yerde bir takım alametlerle belirdiğini söylerler. eğer bu doğru ise naim efendi de yeni başlayan devrin eşiğindeki korkunç hayaletlerden biridir. hiç şüphesiz arkamızda bıraktığımız mazinin son feryadı ve önümüzde hissettiğimiz uçurumun ilk ürpertisi naim efendidir. istanbul’da artık parmakla sayılmaya başlayan osmanlı konaklarından birini, naim efendinin konağını, böyle hafif bir ökçe darbesiyle ta temellerinden yıkıveren mahluk hiç şüphesiz herkesten ziyade naim efendinin eseriydi.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
zamanlar artık eski zamanlar değil, iki sene içinde pek çok adetler değişti. hele mısırlıların üşüşmelerinden sonra boğaziçi’nde yalısı, köşkü olup da kiraya vermekten sakınanlara ya çok zengin ya çok hesapsız gözüyle bakılıyor.
siz sevgiyi destanlarda, çoban muaşakası masallarında, romeo ve juliet’te olduğu gibi anlıyorsunuz. o ise ingilizlerin flört dedikleri muaşaka tarzından başkasını bilmiyor. flört görgü kurallarının gerekliliklerinden bir şeydir. halbuki aşk, sizin ve benim bildiğim aşk öyle mi? bu bir vahşi kuştur ki, bir salonda bir eğlence ve bir süs gibi dizden dize, omuzdan omuza dolaşması şöyle dursun, gagasının dokunduğu yerde kanamadık et, parçalanmadık kumaş, kanadının havasında devrilmedik eşya, kırılmadık saksı kalmaz. o kadar vahşi, serkeş ve haşindir.
teessürleri asla bir öfke derecesine varmazdı. zira gördüğü ve işittiği şeylerin hiçbiri garabetlerinin derecesi itibariyle havsalasına sığacak bir mahiyette değildi. kızmak veya gücenebilmek için mutlaka biraz anlamak lazımdı.
osmanlılar hiçbir zaman bu istanbul’un devrindeki kadar zarif, temiz ve kibar olmadılar. tanzimat-ı hayriyye’nin en büyük eseri, istanbulinli istanbul efendisidir. bu kıyafet dünyaya yeni bir insan tipi çıkardı ve türkler bu kıyafet içinde ilk defa olarak vahşi asya ile haşin avrupa’nın arasında gayet hususi yeni bir millet gibi göründü. yaşayış ve giyiniş itibariyle şimal kavimlerinden daha sade ve daha düşünceli olan bu millet, duyuş ve düşünüş itibariyle akdeniz kıyılarındaki medeniyetlerin bir hülasası şeklinde tecelli ediyordu. ağır kavuklu, alacalı, kesif yeniçerilerin demir çarıklarının çiğnediği bu toprakta hangi tohum, hangi hava bu çiçeği veriyordu? zira bu beyaz pantolonlu, beyaz yelekli ve lüstrin kaloşlu türkler, ince bir halattan ibaret endamlarıyla biraz evvelki boğum boğum adamlara hiç benzemiyorlardı.