8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 119. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Hüseyin Bozdağ kaleminden Gecenin Sabahıydı Hayallerim yorumu ile geldim Mayıs ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 368 sayfalık bir kitap GECENİN SABAHIYDI HAYALLERİM •İkinci kitap Gecenin Sabahıydı Hayallerim ise benim için asıl mucizenin başladığı yer oldu. Sıfır sermayeyle ama parayla satın alınamayacak bir şeyle; yani yıllarca tırnaklarıyla kazıyarak geride bıraktığı o tertemiz itibarla yeniden ayağa kalkma mücadelesi başlıyor Hüseyin Bey için. Dededen kalma o iki gözlü heybeye bütün acı tatlı tecrübeleri koyup Bismillah, nerede kalmıştık? demek her babayiğidin harcı değil, dürüst olalım. Hüseyin Bozdağ bu kitapta, düştüğü o derin kuyudan sadece kendi inancıyla değil, artık yetişkin olan çocuklarının da işin ucundan tutmasıyla nasıl muazzam bir ikinci bahar inşa ettiğini anlatıyor. Parayı kaybetmenin ama onuru, karakteri ve esnaflık ahlakını her şeyin üstünde tutmanın insanı nasıl kurtaracağını görüyorsunuz sayfalarda. Unutma her kışın sonu her zaman bahardır. Yazarımızın kalemine sağlık Okumayı ihmal etmeyin im t u b i s ʚĭɞ
Gecenin Sabahıydı HayallerimHüseyin Bozdağ · Az Kitap · 20263 okunma
8/10
·544 syf.··
2026 49. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Bu kitap ilk çıktığında okumayan kimse kalmadı ben hariç o yorumlar okuma isteğimi aşırı yükseltti kesinlikle okumam lazım diye düşünüyordum yazardan daha önce kitap okumamıştım ama yayinevini çok seviyorum bütün kitapları aşırı iyi. Ben bu kitapla ilgili aşırı kendimi yükselttiğim için biraz şaşırdım kitap ağır bir kitap kurgusu ağır sizler nasıl bir günde okuduğunuzu söylediniz ben anlamadım ben 5 günde okudum sindirerek okunacak bir kitap. Hadi gelin biraz kitabın konusuna bakalım. Gurur Leyla Farah Kitabımız Gurur ve Leyla arasında geçiyor diyebiliriz. Farah babasının düşmanları tarafından kaçırılmış ve sonrada kendini hiç toplayamamis psikolojisi bozuk biridir. Gurur ise anne ve babasını kaybetmiş biridir. İkisinin ortak noktası acı. Kitapta çok fazla karakter var bu beni biraz yordu ama seri devam ediyormuş ona da fırsat verip bu kitabı tekrar okuycam her kitabın okunma dönemi vardır belki de ona denk gelmedi ama bu kitabı seven çok kişi var. Yazarin kalemini beğendim ve sevdim güzeldi. Kitabın kapağı içinde yer alan çizimler aşırı iyiydi çok beğendim.
Sarkaç 1Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20251,023 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·96 syf.··
2026 1. kitabı
Acılarım iyice bol gelir sana Sevincim bir türlü tutmaz sevincini Aysel git başımdan ben sana göre değilim Ümitsizliğimi olsun anlasana Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Belâ ÇiçeğiAttila İlhan · Ataç Kitabevi Yayınları · 19622,349 okunma
Günah mı cız mı? Saz mı caz mı?
8/10
·286 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 16:49
Günahın Üç Rengi aslında ilk bakışta "birkaç insanın hikâyesi" gibi görünse de, kitabın alt metninde çok daha farklı bir şey var: İnsanların yaptıkları şeylerden çok, neden yaptıklarını anlatıyor. Kitaptaki "günah" kavramı da ilginç. Çünkü anlatılan şeyler çoğu zaman klasik anlamda günah değil; daha çok insanların yaraları, korkuları ve geçmişten taşıdıkları yükler. Kitabı okurken fark ettiğim ilk şey şu olmuştu: Budayıcıoğlu, "günah" kavramını ahlaki bir yargı olarak değil, insanın kendi karanlığıyla kurduğu ilişki olarak ele alıyor. Karakterler hata yapıyorlar, yanlış seçimlerde bulunuyorlar, bazen hem kendilerine hem başkalarına zarar veriyorlar. Fakat yazarın bakışı şu soruda düğümleniyor: "Bu insan neden böyle oldu?" Aslında kitabın en sarsıcı yanı da burada. Çünkü insanın kötülüğünün çoğu zaman kötülükten değil, yaralanmışlığından doğduğunu gösteriyor. Çocuklukta ihmal edilmiş bir sevgi, yıllarca bastırılmış bir korku ya da görülmemiş bir acı; yıllar sonra bambaşka biçimlerde ortaya çıkabiliyor. İnsan bazen kaderini değil, çocukluğunu yaşıyor hissine kapılıyor.Toparlayacak olursak budayıcıoğlu hanımefendi diyor ki; bazı insanlar kötü değildir. Sadece yaraları, karakterlerinden daha yüksek sesle konuşuyordur.
Hayata Dair
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
Anestezi Altındaki Toplum
8/10
·80 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:50
Yazar bu kitabında da diğer kitaplarında olduğu gibi eleştirel bir dil kullanıyor. Bireyin toplumdan ve toplumun acılarından uzaklaşmasını, kendinin ve toplumun nasırlarını görmezden gelip “palyatif” bir hâl almasını izah ediyor. Heidegger, Kierkegaad, Nietzche gibi filozofların da bu konudaki düşüncelerine sıklıkla yer veriyor ve birçok atıfta bulunuyor. Günümüz dünyasında insanın sürekli kendini anestezi halinde tutarak yaşaması ve hiçbir acıya değmeden, hiçbir yara almadan yaşama mücadelesini gözler önüne seriyor. Sosyal medya, televizyon dünyası, bağ kurulmayan ilişkilerle insan gerçek insandan uzaklaşıyor. Gerçek ilişkiler kuramıyor, toplumsallaşamıyor. Bireyselleşme o kadar şiddetli ki herkes kendini yaşamaya adıyor hayatını. Kendi haz alacağı şeylere merkezleniyor. Anestezi altında yaşamayı kendine görev ediniyor. Halbuki acı çekmek insanın doğasında var, acı; büyütüyor, geliştiriyor, katmanlaştırıyor, somutlaştırıyor, hayatı çıplaklığıyla kucaklamayı öğretiyor. Yazara göre içinde yaşadığımız dünya düzeni, bize telkin edilen kişisel gelişim zırvaları ve hepimizin içine atıldığı “Covid-19 Pandemisi” ile birlikte “Sosyal Mesafe” katman katman artıyor. Kişinin diğerine olan yabancılaşması ve sonunda kendine katlanılmaz mesafede uzaklaşması bundan sebep. Acı, dünyanın içimize yıktığı beton parçalarını yonta yonta içinden çıktığımızda hafifleyebilir ancak kendimizi uyuşturmayı ve bize direnmeyi bırakırsak. Kitabı okuduğumuzda Proust, Kafka gibi büyük yazarların çekmiş oldukları acıların onları beslediğini ve yazılarının temel besinini oluşturduğunu görüyoruz. Acı çekmek normaldir, acıdan kaçmadan onu göğsümüzde yumuşatarak, dönüştürerek hayata katmak dileğiyle. Keyifli okumalar.
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,344 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
Kitabı okurken ve özellikle finaline ulaştığımda zihnimde sürekli iki eser arasında bir bağ kuruldu: Bu kitabın merkezindeki “Atları da Vururlar” düşüncesi ve Fareler ve İnsanlar’ın unutulmaz finali. İlk bakışta birbirinden oldukça farklı görünen bu iki hikâye, aslında insanın çaresizlik karşısında verdiği en zor kararları sorgulatıyor. Ayağı kırılmış bir atın artık iyileşme şansı yoksa ne yapılmalıdır? Onu uzun ve acı dolu bir sürece mahkûm etmek mi daha merhametlidir, yoksa çektiği acıyı sonlandırmak mı? Kitap boyunca bu soru yalnızca bir hayvan üzerinden sorulmuyor; finalde çok daha geniş ve insani bir boyut kazanıyor. Bu noktada aklıma gelen ilk kavram ötanazi oldu. Özellikle ağır hastalıklar ve dayanılmaz acılar söz konusu olduğunda, kişinin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olup olamayacağı sorusu yeniden zihnimde canlandı. Ötanazi gerekli midir, etik midir, yasal olmalı mıdır? Kitap bu sorulara kesin cevaplar vermiyor; aksine okuru bu sorularla baş başa bırakıyor. Beni en çok etkileyen noktalardan biri de buydu. Hikâye, beklemediğim bir şekilde atlarla insanlar arasında duygusal ve düşünsel bir köprü kurdu. Elbette bir insanla bir at aynı değildir; ancak acı çekmek, çaresizlik ve merhamet gibi kavramlar söz konusu olduğunda aradaki sınırlar bulanıklaşmaya başlıyor. Bu nedenle kitap bende yalnızca bir hikâye olarak kalmadı. Bitirdikten sonra da düşünmeye devam ettiğim, etik ve vicdani sorgulamalar yaratan bir okuma deneyimine dönüştü.
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026580 okunma