şunu bilin ki dünya sevgisi, cehalete yenilme, tembellik kabusu, heves ve sevgisi, hivanet hastalığı nezlesı, ayıp suçların göz ağrıtıcı tozları, hamd ve kıskançlık hastalığı, basislik deliliği, hayal ve ümide kapılma iç yaraları, başkanlık sena kapılarının terk edilmesi, taşkınlık ve isyankârlığa karşı suskunlukla burun içlerinin kokması, buğz ve adavet hastalığına tutulmak, içten düşmanlık beslemek, kötü ahlakı benimsemek, büyüklük dalağının şişmesi, kalbin kinle ağrı duyması, duanın terki ile yozlaşma, doğru düşüncenin terki, kalbi titreten zikrin terki, vaciplen bırakmak hastalığı, itaatsızlik, kendini beğenmek, sükür ve imanı bırakıp, gafleti sulamak, boş konuşmak, haccı bırakmak, zulmün nasırları olmak, hırs ve tamah sahibi olmak, insanları zemmetmek için kanm kaynaması, çirkin şehvetlere düşkünlük, yalan safrasının acılığına katlanmak, koğuculuk balgamı ile bulanmak, ahde ve vaatlere vefasızlık ile yaralanmak, hakkı yemek ve saklamak, karaborsa cüzzamına yakalanmak, riya kolerasına tutulmak, yemek yedirmekten kaçınma uyuzluğunu kaşımak, zekât vermekten kaçınarak çiçek hastalığı dökmek, sadakadan imtina ederek vücudu çıbanlı bırakmak, kin beslemek, ihsan ve bağıştan uzak kalıp, bırakmak, rezillikleri yükseltip, hırsla dolup, taşmak, gaflet ve daláleti benimseyip, himaye etmek, bu sayılanların az veya çok da olsa kalbe getireceği belâ ve hastalıkları korumak... İşte böylece, bütün bu sayılanlarla buyruk âleminin güzelliklerini tutsak etmiş olursunuz. Her kim bunları kazanırsa, bu illetlerle kalplerini öldürmüş, Allah (c.c)'ın sevgisini atmış, O'nun hidayet nurundan yoksun kalmış olur. İşte bedenin ölmesi gibi; kalpler de bu illetlerle ölmüş olur. Ve yine bu sayılanlarla doğruluk ve iman nuru ile ulaşılan, Hakk'ın rahmetinden mahrum kalınır. Siracul kulub/Şeyh
Alıntı
George Carlin
"Aşırılığa kaçan şeyleri seviyorum. Ölçüsüz davranışları seviyorum. Ölçüsüz dili. Ölçüsüz şiddeti. Bu eğlenceli. İlginç. Heyecan verici. Tabiat azgın olduğunda bu hoşuma gidiyor. Bu yüzden doğal afetleri de seviyorum. Meydana gelen doğal afetler. Lanet olsun, çok seviyorum. Gerçekten kendimi alamıyorum. Doğa çıldırdığı zaman, etraf dağıldığında, insanlar korkup, mülke zarar geldiğinde inanılmaz derecede mutlu oluyorum. Olaya şöyle bakıyorum. Yüzyıllardır insanoğlu elinden geleni yaptı. Yıkmak kirletmek ve doğanın düzenini bozmak. Ağaç kesme, maden ocakları, atmosferi zehirleme, okyanus balıkçılığı, nehirleri ve gölleri kirletme. Bataklık ve akiferleri kurutma. Şimdi de doğa da karşılığını alıyor. İnsanoğlu afetlerle kafasına darbe yiyor, hayaları tekmeleniyor. Bu hoşuma gidiyor. Ne olursa olsun insanoğluna karşı gram acıma duymam ben."
Sevmek
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölülere acıma Harry. Yaşayanlara acı , her şeyden çok da sevgisiz yaşayanlara ...
İt olana tasma yerine taç takanlara duyrulur: Baya tuzlu oldu (:
Bugün 2 ölçek mini tartoletlerin yarısıyla çikolatalı kurabiye yapacaktım. Dün akşamdan hamuru hazırlayıp dolaba atmıştım. Normalde ince tanecikli tuz kullanıyoruz ve ben buzdolabı poşedinde şeker (!) buldum. O an taneciğine göre karar kıldım ve biraz loştu. Tuz olmasının mümkünatı yoktu. Ve damla çikolata koyacağım için normalden az şeker koydum. Hamurun tadına bakacaktım unuttum. Bugünle birlikte toplam 3.30 saat harcadım. Bizimkilere kahve yapıp götürdüm. Ablamla konuşurken anneme de yemesi için ısrar ediyordum. Kadın yedi ve "Bu ne böyle tuzlu baya?" dedi. Tipiyle şaka yapıp yapmadığını anlamadım. Sonra ablam da ısırdı ve ağzından direkt hafifçe tükürdü. Ve "Haahahaa çok komik tamam, şimdi sıra bende." deyip kahveye bandırdığımı daha ısıramadan baya tuz tadı geldi ve "Ohaa şaka değilmiş. İnanmıyorum bu nasıl tuz olabiliiirr?" ama sona doğru sinirden ağlamaklıyım. "ŞEKER BÖLÜMÜNDE TUZUN NE İŞİ VARDI? BUZDOLABI POŞETİNDE TUZU KİM KOYDU?" diye biraz sinirlenirken bir sıcak bastı, bir tansiyonum düştü anlatamam. Güldük de baya ama hep sinirden ve öyle böyle yaşanan aptallıktan. "Sahte meyve tabaklarına benziyor: Biz ona bakıyoruz o bize bakıyor ama yiyemiyoruz. Hoş bu gerçek ama yiyemiyoruz yine de. ><" deyince annemin çözümü "Üzülme ıslatır tavuklara yediririz." oldu. "Bunun yarımını yiyen tavuğun yaşayabileceğini düşünüyor musun, hepsi çöpe. -_-' Ben yapmış olsam bile hiçbir albenisi yok. Sen nasıl yedin anne, delirdin mi?" deyince "Sen ısrar ettin, yemesem üzülecektin." dedi. 🤦‍♀️ Ben zaten minik kurabiye ve minik şekilde yapmıştım. Tatsın istedim ama tuzlu olduğunu bilmiyordum. İlk tepsi de çıkınca normalde tadarım ama tadasım gelmedi, yemek için hep birlikte olmayı bekledim. 😅😅🤦‍♀️ Poşet suçlusu annem. Ve ilk onda patladı. Tuzu seven ben bile o kahveden ötürü
Hayata Dair
İçerisi
Korkuyorum. Bu içimdeki hisse ne denir bilmiyorum ama bu hissin gitmesinden korkuyorum. Bu aralar hiç o hisse bürünemedim. Bu aralar acı çekmiyorum. Korkuyorum o acı gidecek ve bu his de gidecek diye. Hayata olumlu bakmaya başladım. Korkuyorum. Eski beni unutmak istemiyorum. Gündelik şeyleri dert edinmek bana çok sıradan geldi. Hep sıradan olmak isterdim ama olmaya başlayınca, emin değilim. Acı çekmem lazımmış gibi geliyor. Belki de alışık olmadığımdan. Belki de ben acı çekmeye alışığım. Ben bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Sanırsam iyileşiyorum ama korkutucu geldi. Şu an bir anlık o hissin gelmesiyle yazıyorum. "Umarım gitmez." diyemiyorum çünkü kendime güvenmiyorum. Muhtemelen benim için iyi olan iyi hissetmektir. Ne kadar aklım bunu söylemese de... Sanırım acıma anlam arıyormuşum sadece. Bana asıl acı veren şey acımın anlamsızlığıymış. Genelde zaten karşı tarafın hatası yüzünden acı çekersin. Seninle ilgisi yoktur. Ama sen üzülürsün ve anlam vermeye çalışıyorsın. "Bunlar oldu, çünkü ben değersizim." ama seninle ilgisi bile yoktur. Olabilir. Biraz acının anlamsız olmasına izin ver.
Duygu ve Düşünce
“Şimdi burada gecenin karanlığında oturmuş, sürekli şekil değiştiren tepelere aptal aptal bakarken -ki bu oyun sabah olup da eski hallerine dönene kadar devam edecek- Eugenio'ya karşı hem acıma hem de hayranlık duygularıyla dolup taşıyorum. Bu gezegen kocaman bir karmaşa. Yahudiler Müslümanları öldürüyor, Katolikler Protestanları havaya uçuruyor ve Birleşik Devletler başkanı rolünü üstlenen Beyaz Saray'ın görevlisi doğrudan Ruslarla bir çatışmaya doğru gidiyor. Yalanlar, iftiralar, İncil’in ve tarihin tahrif edilmesi dünyayı anlaşılmaz bir hale getirdi ve bu kaostan yükselmenin bir yolu var mı diye merak ediyorsunuz.” Gece boyu süren bir iç hesaplaşma, sabahın ilk ışıklarıyla sonlanacak bir bekleyiş… Karayiplerin yalnız ve yaşlanmış anlatıcısı, tropik bir adada, kitaplarıyla, köpekleriyle ve anılarının ağırlığıyla baş başadır. Fonda doğanın geceye ait sesleri yükselirken, bilinç ve bilinçdışı arasında salınan düşünceler ölüm, yalnızlık ve insanın doğayla kurduğu o kırılgan ilişki etrafında dolaşır. Sabahın doğuşuyla birlikte, bu bekleyişin nasıl bir sona varacağı sorusu kaçınılmazdır. Yalnızlığın, dışlanmışlığın ve varoluşsal yabancılaşmanın izini süren romanlarıyla çağdaş edebiyatın en özgün anlatıcılarından Karayip edebiyatının münzevi sesi Tip Marugg, Sabahın Kükreyişi’nde doğayla insanın iç içe geçtiği, varoluşun karanlık kıyılarında gezinen, sarsıcı bir anlatı sunuyor.