Çiçeğin hep bir bahanesi vardı, çiçek hep gitme meraklısıydı. Çiçeğin güzelliği, çiçeğin o kokusu hep anlıktı. En baştan ağacı kandırmıştı çiçek. Başka bahçeleri seçmişti,
başka nehir kenarlarını. Çiçek yola erken koyulmak istemişti. Bazen ağacı kıramasa da içinde hep gitmek vardı. Ağaç hep yerindeydi. îlk günkü gibi. Köklerini toprağına
bağlamış, gölgesi ve dallarıyla mutluydu. Ama toprak bilemezdi çiçeğin onu terk edeceğini.
Ağaç nasıl anlardı dallarına renk veren çiçeğin bir gün hiç gelmeyeceğini?
Nasıl bilirdi ki bir gün rüzgârla birlikte başka yerlere göçeceğini?
Çiçeğin vefasız olacağını ağaç neden geç anlardı?