Reklama dayalı medya varlıklı bir üst tabaka izleyicisine hitap etse bile"alt tabaka" izleyicilerin büyük bir bölümünü kolaylıkla kendine çeker; sonuç olarak rakipleri pazar paylarını kaybeder ve nihayetinde piyasadan silinir ya da marjinalleşirler.
Dolayısıyla, basında reklamcılığın ortaya çıkışından bu yana, işçi sınıfı gazeteleri ve radikal gazeteler ciddi şekilde dezavantajlı bir duruma sürüklendiler. Bu gazetelerin okuyucularının mütevazı imkânlara sahip olması, daima reklamcıların menfaatini et- kileyen bir faktör oldu. 1856'da bir reklam kuruluşunun yöneticisi, bazı dergilerin rek- lamcılık açısından elverişsiz olduğunu, "çünkü okurlarının tüketim düzeylerinin dü- şük olduğunu ve onlara harcanan paranın boşa gitmiş para anlamına geldiğini" söylü- yordu.46 Aynı güç II. Dünya Savaşı'nın ardından Büyük Britanya'daki sosyal-demokrat basına ağır bir darbe indirdi: Daily Herald, News Chronicle ve Sunday Citizen top- lam olarak günde ortalama 9.3 milyon okuyucuya sahip olmalarına rağmen, 1960- 1967 arasında ya iflas ettiler ya da kurulu düzenin sistemlerine asimile oldular. James Curran'ın işaret ettiği gibi, son yılında 4,7 milyon okura sahip olan "Daily Herald ger- çekte, The Times, Financial Times ve Guardian'in-üçü birlikte ele alındığında- top- lam okur sayısının neredeyse iki katı okura sesleniyordu" Üstelik, araştırmalar "Daily Herald'ın okurlarının gazetelerini başka herhangi bir popüler gazetenin düzenli okur- larına göre daha çok beğenerek okuduklarını" ve "ezici ölçüde işçi sınıfından olmaları- na rağmen, diğer popüler gazetelerin okurlarına göre kendi gazetelerini okuma oranı- nın çok daha fazla olduğunu gösteriyordu..."47 News Chronicle ve Sunday Citizen'la birlikte Herald'ın batması, büyük ölçüde reklam desteği eksikliğinin yol açtığı sürekli artan bir boğulmanın sonucuydu. Günlük ulusal tirajın yüzde 8.1'ini oluşturan Herald, net reklam gelirlerinin yüzde 3.5'ine sahipti; Sunday Citizen, (bin nüsha üzerinden) Sunday Times'in net reklam gelirinin onda birini, Observer'inkinin ise yedide birini elde
Siyaset ve medyada yaşanan kirlilik ve yoz- laşma iş dünyasında da görülmektedir. Serbest piyasa ekonomisinde iş ahlakı ya da firma ahlakı ile/ ilgili kuralların yokluğu yeni sorunları ve kirlilikleri ortaya çıkarmaktadır. Örneğin vergi kaçakçılığı,tüketici haklarının korunmaması, çevreye karşı gerekli duyarlılığın gösterilmemesi ve benzeri sorunlar giderek ciddi boyutlara varmaktadır.
Bilim dünyasında da ahlaki değerlerin giderek dejenerasyona uğradığı ve bilimsel araştırma ahlakının bozulduğundan sözedilmektedir. Benzer ahlaki çöküntülerin toplumun diğer katmanları için de var olduğu öne sürülmektedir. Örneğin, hukuk devleti anlayışında bir yozlaşma yaşandığı, bunun sonucu olarak adalet ve yargının işlemez durumda olduğundan sıkça sözedilmektedir. Siyasetten medyaya, iş dünyasından bilim dünyasına kadar toplumun üst yapısında ortaya çıkan kirlilikler ve yozlaşmalar bir Temiz Toplum arayışını gündeme getirmiştir.
Bu araştırmanın amacı ülkemizde son yıllarda basın ve kamuoyunun önemli bir gündem maddesini oluşturan toplumsal kirlilikler ve yozlaşmaların bir yönü olan Siyasal Kirlilikleri ve Yozlaşmaları bilimsel düzeyde ele alıp incelemektir. Ülkemiz bir Temiz Toplum ve Temiz Siyaset arayışı içerisindedir. Siyasal ahlakın tesis edilmesi ve siyasal yozlaşmaların ortadan kaldırılması toplumun özlemi haline gelmiştir. Konunun bu açıdan önemi oldukça büyüktür.