Emma, o boğucu taşra kasabasında aradığı büyük aşkı ve tutkuyu bulamayınca gerçekliğinden kaçmak için tutunacak dallar arıyor; ama ne kocasının silik kişiliği ne de yaşadığı yasak ilişkiler, onun derin boşluğunu doldurabiliyor. Tabii Emma'yı da masum ilan edemeyiz çünkü o, yaşadığı mutsuzluğun faturasını sürekli başkalarına çıkarıyor, doyumsuzluğuyla kendi etrafındaki hayatı da zehirliyor. Kendi kurduğu hayali yaşamak uğruna hem kocasını hem de çocuğunu göz ardı ediyor, kendi arzularının peşinde sürüklenerek felaketine adeta zemin hazırlıyor. En acı olanı ise, o kendi hatalarının bedelini canıyla ödeyip silinip giderken, hayatını mahveden erkeklerin hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam edebilmesi. Flaubert, Emma’nın bu bencil ve gerçeklikten kopuk hatalarını asla gizlemiyor ama onun o ruhsuz dünyada nasıl nefessiz kaldığını da çok iyi anlatıyor. Kocası Charles, karısını çok seviyor ama donanım olarak Emma'nın gerisinde kalıyor. Okurken Charles'a hem sinir olup hem üzülüyo insan.
Sonuçta Madame Bovary, hem Emma'nın kendi içindeki yıkımın hem de toplumun o acımasız, çifte standartlı düzeni altında ezilen tüm gerçekliği gözler önüne sermiş.
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,7bin okunma