Yine büyük bir hevesle başladığım kitabı bir yerden sonra sırf bitsin diye okumuş olmam beni üzüyor gerçekten. Yalan olmasın başları ve sonu bir tık güzeldi. Bunun haricinde her şey saçma denilebilecek düzeyde çocukça geldi bana. Çok iyi bir romantik fantastik eseri olabilecekken yazarın konuya bağlı kalamayıp hikayeyi dağıtmasıyla kitaba olan tüm ilgimi kaybettim.
İlk üç yüz sayfa boyunca her şey çok güzeldi. Özgün bir evren inşası, farklı farklı topluluklar (vampirler, cadılar, şekil değiştirenler vs.), asırlardır süregelen bir kan davası, herkesin farklı bir güce sahip olması ve üstüne mekanların verdiği karanlık tema oldukça hoştu ve sürükleyiciydi. Zaman zaman geçmişte yaşananlara kısa bir göz atmayla da karakterlerin şu anki hallerine nasıl büründüklerini öğrenmiş oldum. En sevdiğim kısmı ise ana karakterlerimiz Dianna ve Liam'ın birbirlerine olan düşmanlığıydı ki mantıklı sebepler üzerine kurulmuş son derece doğal bir düşmanlıktı bu. Birbirlerine besledikleri tek duygu nefret ve öfkeydi. Bunun dışında ne birbirlerinin dış görünüşüne ne de iyiliklerine odaklandılar. En azından bu durum üç yüz sayfa kadar sürdü. Sonraki sayfadaysa bir baktım ki birden arkadaş oluyorlar, birbirleriyle dalga geçiyorlar, aşırı samimiyet falan tabi bunda zorunlu yakınlık unsurunun da etkisi büyük ama ben ordan sonra koptum maalesef.
Kitabın belli bir kötü adamı var ve bunu kitabın başından beri anlayabiliyorsunuz zaten. Dianna ise kötü patronunun acımasız piyonu. Hikayede gerçekten Azrael diye biri var ve kötü patronumuz hikayenin başından beri Azrael'in yazdığı kitabı arıyor çünkü içinde tüm evreni ele geçirebileceği bilgilerin olduğunu düşünüyor. Burda bir sorun yok aslında. Sorun Dünya Yok Edici adıyla bilinen Liam nam-ı diğer Samkiel'in bu kitabı aramaya dahil olmasıyla
Yine büyük bir hevesle başladığım kitabı bir yerden sonra sırf bitsin diye okumuş olmam beni üzüyor gerçekten. Yalan olmasın başları ve sonu bir tık güzeldi. Bunun haricinde her şey saçma denilebilecek düzeyde çocukça geldi bana. Çok iyi bir romantik fantastik eseri olabilecekken yazarın konuya bağlı kalamayıp hikayeyi dağıtmasıyla kitaba olan tüm ilgimi kaybettim.
İlk üç yüz sayfa boyunca her şey çok güzeldi. Özgün bir evren inşası, farklı farklı topluluklar (vampirler, cadılar, şekil değiştirenler vs.), asırlardır süregelen bir kan davası, herkesin farklı bir güce sahip olması ve üstüne mekanların verdiği karanlık tema oldukça hoştu ve sürükleyiciydi. Zaman zaman geçmişte yaşananlara kısa bir göz atmayla da karakterlerin şu anki hallerine nasıl büründüklerini öğrenmiş oldum. En sevdiğim kısmı ise ana karakterlerimiz Dianna ve Liam'ın birbirlerine olan düşmanlığıydı ki mantıklı sebepler üzerine kurulmuş son derece doğal bir düşmanlıktı bu. Birbirlerine besledikleri tek duygu nefret ve öfkeydi. Bunun dışında ne birbirlerinin dış görünüşüne ne de iyiliklerine odaklandılar. En azından bu durum üç yüz sayfa kadar sürdü. Sonraki sayfadaysa bir baktım ki birden arkadaş oluyorlar, birbirleriyle dalga geçiyorlar, aşırı samimiyet falan tabi bunda zorunlu yakınlık unsurunun da etkisi büyük ama ben ordan sonra koptum maalesef.
Kitabın belli bir kötü adamı var ve bunu kitabın başından beri anlayabiliyorsunuz zaten. Dianna ise kötü patronunun acımasız piyonu. Hikayede gerçekten Azrael diye biri var ve kötü patronumuz hikayenin başından beri Azrael'in yazdığı kitabı arıyor çünkü içinde tüm evreni ele geçirebileceği bilgilerin olduğunu düşünüyor. Burda bir sorun yok aslında. Sorun Dünya Yok Edici adıyla bilinen Liam nam-ı diğer Samkiel'in bu kitabı aramaya dahil olmasıyla