Yüzyıllık yalnızlık kitabı belki dört beş yıldır kitaplığımda bekleyen ama benim kendimi okumaya hazır hissetmediğim, ertelediğim bir kitaptı. Annem "Bunu merak ediyorum okuyabilir miyim?" deyince kıymete bindi tabi kitap :) Ben okuyup sana getiririm dedim ve geçen hafta okumaya başladım. Bir haftadır soluksuz okuyorum diyebilirim. Her boş anı okumak için değerlendirdim. Aslında 461 sayfalık bir roman ama hiçbir cümlesini kaçırmadan, es geçmeden okumak istediğim için sanırım aheste aheste okudum. Okumayı bitirdiğim bugün damağımda çok güzel tatlar bırakarak raftaki yerine döndü. Öncelikle bizimle benzerlikleri olduğu kadar farklılıkları da olan bir kültürü anlatıyor roman. Macondo adlı hayali bir köyde geçiyor. Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, çocukluk yıllarında büyükannesinden dinlediği öyküler üzerinden şekillendirmiş kitabı. Büyükannesinin ölümleri, doğumları, olağanüstü olayları anlatırken kullandığı o sade ve abartısız dilin, soğuk üslubun etkisini keşfedip romanı da o üslupla yazmış. Bu yüzden olsa gerek gerçekten de bir asırlık çınardan eski hikayeler dinliyormuş hissi uyandırıyor insanda. Buendia sülalesinin kuşaklar boyu yaşantıları, doğumları, ölümleri, dramları ve karakterler arasında aktarılan davranışlar, alışkanlıklar ustalıkla anlatılmış romanda. Benim için en keyifli yan, başta yer alan soyağacındaki kişileri, kilitli kutuları açar gibi birer birer keşfetmek, tanımak oldu. İlk etapta isimleri tanımak, kimin kim olduğunu algılamakta zorlansam da sonradan durumu çözüp aile bağlarını hafızadan sayar oldum :) Bazı yerlerinde kahkaha atmama neden olan mizah unsurları vardı ki kütüphane de bile dayanamayıp sesli gülmeme neden oldu.
Bunun yanında kitaptaki siyasi unsurlar da ilk kez duyduğum ve gerçekten çok acı tarihsel olaylardı. Örneğin