Kötü Yol
8/10
·226 syf.··
2025 72. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2025 00:00
~ Kötü Yol – Orhan Kemal ~ Orhan Kemal’in kalemi hep insana dokunur; sokaktaki sıradan insanların hayallerini, çıkmazlarını, umutlarını gözümüzün önüne getirir. Kötü Yol da böyle bir roman. Kitabın yarısı Adana Çukurova'da yarısı ise İstanbul’da geçiyor ve o dönemin parıltılı gibi görünen ama aslında içten içe çürüyen dünyasına bizi götürüyor. Orhan Kemal’in dili yalın ama çok güçlü. Onun kitaplarında hep bir Yeşilçam havası vardır. En önemlisi de kendine özgü dili… Mesela bu kitapta ilk kez duyduğum “kayarto” kelimesi buna güzel bir örnek. Kötü Yol’u okurken bir yandan karakterlere kızıyor, bir yandan da üzülüyorsunuz. Çünkü bu roman sadece bir hikâye değil, aynı zamanda toplumun aynası gibi. Romanın merkezinde, Adana Çukurova’dan Yeşilçam artisti olmak için İstanbul’a kaçan Nuran var. Hayalleri ve kendini kanıtlama arzusu, onu kötü yollara sürüklüyor. Bu sürüklenişteki en büyük etki ise hiç şüphesiz şerefsiz Reşat. Kitabı okurken Reşat’ın olduğu bölümlere gelince, içimden “Ula Reşat, ula şerefsiz Reşat!” diye geçiriyorum. :D :D Benim kitapta en sevdiğim karakter ise Nuran’ın abisi İhsan oldu. Onca şeye rağmen kız kardeşine iyi davranıyor, yanında duruyor… Onun o sahiplenici duruşu kitabın en iç ısıtan yanlarından biri. Kısacası bu kitabı okurken hem bir genç kızın hikâyesine tanık oluyor, hem dönemin İstanbul’unu, hem bireysel dramı hem de toplumun çarpık düzenini keşfediyorsunuz. Samimiyetiyle, derinliğiyle ve gerçekçiliğiyle Orhan Kemal yine ustalığını konuşturuyor. --- Küçük Bir Not: ● Merak edenler için söyleyeyim: Kötü Yol kitabının 2012 yılında bir dizisi çekilmiş. (Başrollerde Şükran Ovalı, İlker Aksum, Cansel Elçin var.) Ama dizinin kitapla neredeyse hiç alakası yok. Yani, neden dizilerde birebir aynı kurguyu işlemezler anlamıyorum… Hadi bir iki şeyi
Alıntı
Kötü YolOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2017975 okunma
Puan vermedi
Birinci kitabı bitireli 1-2 gün oldu. Oradaki karlardan sonra bu kitabın sıcaklığı çok iyi hissettirdi. Damla'nın yazım dili kesinlikle daha çok akıcılaşmış, ilk kitapta bahsettiğim "çeviri" hissiyatı daha da azalmıştı. Bunun sebebi benim o dünyanın içine daha çok çekilmem yahut Damla'nın gelişimi olabilir. Yine de dil olarak ilk kitaptan daha iyiydi. Konu akışı hiç sıkmıyordu, üzerinde durulmaması gereken ara sahneler üzerinde gerçekten de durulmamıştı. Her şey bir sebep ve sonuç olarak birbirine bağlıydı ve buna rağmen bir son gibi hissettirmedi. Zira son sayfalardaki fazladan bir kaç sahne bize aslında bilmediğimiz daha çok şey olduğunu hatırlattı. Bu his, birinci kitabın sonunda da vardı. Karakter gelişimi tam da yazardan beklendiği gibiydi. Kademeli biçimde, yapılan hatalarla yontularak verilen kararlar. Açıkçası damla bilmelisin ki, düşündüğünden daha da iyi bir öykü anlatıcısısın. UB'yi henüz okumadım ama eminim ki okuyunca bu düşüncem daha da pekişecek. Son olarak (burası spoilerlı) Nos, seni özledik. Kızımızın dolunay gözlerinin etrafında süzülen yıldızdan bakışlarını özledik. Zaina, sen de özlendin. Bence Gy3'te Zaina ve Bast olacak. Yakışırlar da. Ne de olsa dinsizin hakkından imansız gelir değil mi? .d Son bir eleştiri olarak, bence Zaina bu iki kitapta da olması gerektiğinden daha gerideydi. Umarım daha fazla hasretini çekmeyiz. Ellerine sağlık damla! Adana Tüyap'da görüşmek üzere ;)
Edebiyat
Gümüş Yürek 2D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 2024883 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·416 syf.··
2025 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2025 21:52
Sevgili Damla'nın kaleminden dokulen ve benim okumak için heves edip edip en sonunda okumayı başardığım o kitap: gümüş yürek. Öncelikle bahsetmek istiyorum ki bildiğim kadarıyla Damla (seni seviyoruz kızım) şiir yazmıyor ve şiirlerle pek haşır neşir değil. (Bir videosunda bahsetmişti) Fakat buna rağmen kitabın dili o kadar siirseldi ki. Altı çizilmeye değer oysaki sıradan bir konudan bahseden çok fazla cümle vardı. Damla'nın yazım dilinin bir rengi olsaydı çimen yeşili olurdu, üzerine uzanıp rüzgarı hissettiginiz ve size sonsuz mahsuller veren yumuşacık bir örtü gibi. Kesinlikle çok akiciydi, bir ormanın derinliklerindeki ılık bir gölde yüzüyormus hissi veriyordu. Bahsettiğim bu şiirselligin sebebinin çok fazla modern klasik okumuş olması olduğunu düşünüyorum. Zira kitap bana bir çeviri kitabı gibi de hissettirdi. Hem akıcı hem de zarif bir dildi. Bunun yanında karakter gelişimleri aşırı gerçekçiydi. Hiçbir karakter hatasız değildi, en günahkar karaktere bile merhamet duyduran yerler oluyordu ve bence bu, hayatın gerçeklerini doğru yansıtan bir ayrıntı olmuş. Zira birini sevmek hatalarına rağmen sevmek değildir, hatalarıyla sevmektir. Gittiğimiz yolda karşılaştığımız ve yapmak zorunda kaldığımız şeyler bazen hatalar bazen şerefimiz olurlar, karakterimizi tamamlayan yapboz parçalarıdır. Ve eğer her yapboz parçası dup düzgün olsaydı ortada bir yapboz kalmazdı, birbirini tamamlamayan küpler olarak ruhsuz olurduk. Fakat hatalarımız bunları yontan şeylerden birisi ve bu kitapta bu kanitlaniyor. Söyleyeceklerim bu kadardı. Damla, seviliyorsun. Seninle oturup bir kahve icebilmeyi çok isterdim. Adana Tuyap'ta tanışmak dileğiyle, sağlıcakla. Yol hepimizden yana olsun.
Edebiyat
Gümüş Yürek 1D. N. Archeron · Guardian Yayınları · 20241,693 okunma
3/10
·168 syf.··
2025 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2025 00:00
Kitabı nəşriyyatın "yeni çıkanlar" siyahısında görüb almışdım. Tiflis-Bakı xəttiylə İran səyahəti oxumaq düşüncəsi həyəcanlandırmışdı. Amma gələk bu həyəcanımın ilk səhifələrdən sonra necə sönməsinə. Yazıçı Tiflislə yaxşı başlanğıc edir, sevgilisiylə son səyahətidir, insan münasibətlərini Tiflisin görməli yerləri ilə hekayələşdirib danışır. Ardından keçir Bakıya.. İllərin oxucusu olaraq deyə bilərəm ki, Bakını hələ bu qədər bayağı, ucuz təsvirini hardasa oxumamışam. Türkiyə heyranı, rüşvət və despotizm içində boğulan, görməli yeri İçərişəhər və Bulvar kombosuyla bitən, adana kababının uğursuz kopyası olan lülə kababın mətbəx kimi təqdim olunduğu şəhər. Vətəndaşları da oturub bulvardan görməmişliyin və kasıbçılığın abidəsi olan Flame Towers'ə baxır - tək əyləncəmiz buymuş kimi edilən o təsvir güldürdü)) Gözlərimin önünə əsrlərdir yoğrulan ədəbiyyatımız, musiqimiz və əlbəttə ki, tariximiz gəldi. İnsan dedim oxuduqca, həqiqətən də, görmək istədiyini görür. Bütün bunları keçirəm, nəticədə hər kəs Azərbaycanı sevəcək deyə bir şey yoxdur əlbəttə. Bakıdan İrana yola düşür səyyahımız, Bakıdan etibarən zərdüştlük və kürd gözəlləməsi oxuyuruq. İranın hər küncündən biraz tarixilik, biraz zərdüştlük, biraz da kürdlük oxuyuruq. Kitab bu hissədən etibarən bütün dinlərin və hətta millətlərin zərdüştlük və kürdlüyün barışsevərliyinin kölgəsində cılızlaşır yazarın dilindən. Bir nöqtədə bu sonlanar deyə səbrlə bitirməyə çalışdım, olmadı, kitab bu döngüdə qaldı. İraqın kürd şəhərləri və Midyatla sonlandı. Mən isə yazdıqlarımı bu cümlə sonlandırmaq istəyirəm: "İnsan, insan olabildiği kadar büyüktür. Irkı, dini, dili onu yüceltmez. Onu insanlığı yüceltir."
Yolda OlmakKadir Işık · İthaki Yayınları · 202324 okunma
Hümanizm(!) +18
Puan vermedi·81 syf.·
2025 573. kitabı
“Son günlerde Ermenilerin tarihî emellerini gerçekleştirmek için dünya kamuoyu­nu aldatmaya yönelik sözde Ermeni soykırımı iddialarını yoğun bir biçimde tekrar gündeme getirdikleri gözlemlenmektedir. Biz bu çalışmamızla tarihi süreç içerisinde Ermeni meselesinin ortaya çıkışını özlü bir şekilde bilimsel olarak özetlemeye ve bu konudaki görüşlerimizi aktaracağız.” Kitap bu sorun üzre düstur edinip belge ve kaynaklarla yazılmıştır. →Deli saçması kolektif değildir! ← Merhabalardan bir demet. Gelin baştan alalım. “Özellikle jeopolitik konumu nedeniyle Osmanlı Devleti'nin gelişmesini, ilerlemesini ve böl­gede güç sahibi olmasını istemeyen dış güçler Osmanlı Devleti'ni parçalamak istiyorlardı. Bu parçalanmayı gerçekleştirmenin en uygun yollarından biri de Osmanlı'da yaşayan azınlıklarla ilgilenmekti. İşte Ermeni sorunu böyle başladı. Dış güçlerin kışkırtmalarına kapılan Ermeniler, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne kar­şı ayaklandılar. Özellikle Anadolu'da yaşayan savunmasız Türk halkına yönelik insanlıkla bağ­daşmayacak yakma, yıkma, cinayet, talan ve katliamlara giriştiler. Elbette Türkler de meşru mü­dafaa haklarını kullandılar ve bu insanlık dışı saldırılara karşı koydular. Ancak büyük güçlerin desteğiyle Ermenilerin Türk halkına karşı saldırıları I. Dünya savaşı boyunca devam etti." Fransız ihtilalinin getirmiş olduğu milliyetçiliğin sesine kulak verip paçasını sıvadı Rum'u Arnavut'u Arap'ı... Rumlar, Sırplar, Arnavutlar ve diğerleri bağımsız oldu. Azınlık olan Ermeniler, “Hınçak ve Taşnak millî teşkilâtlarını kurarak terör ve propaganda yoluyla bağımsızlıklarını elde etmek istediler. Plânları kabaca şöyleydi: İmparatorlukta­ki Müslümanlara karşı savaşabilecek bir çoğunluktan yoksun olduklarından, önce Müslümanlarla Ermenileri birbirine düşürecekler, isyanlar
1. Dünya Savaşı Sırasında Ermenilerin Türklere Yaptığı KatliamKolektif · Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları · 200018 okunma
"Çalıştım, okudum. Çok zor günlerdi."
Puan vermedi·208 syf.·
2025 395. kitabı
Cüneyt Arkın 1937'de doğdu beş yıl sonra bozkırda babasının yanında çoban oldu (Okulda üzeri koyun kokuyor diye yanına yaklaşmazdı öğrenciler, ve bu onun farkında bile değildi) öksüz kuzuları sevdi köpeğini, eşeğini güneşten, soğuktan bağrı yanık kara, kuru, yoksul ama sonsuz hür bir çocukluğu oldu (i.hizliresim.com/o7lb93f.jpg) gençliğinde hiçbir kızın elini tutmadı ve bir gün (Çalıştı sınava girdi, kazandı... İstanbul'a geldi okumak için. Elde cepte bir şey yok. “İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin ilk iki yılında, Sirkeci'de bir otel odasını iki köylü inşaat işçisiyle paylaş­tım. Onlarla birlikte inşaatlarda çalıştım. Fakülteye devam ettim. Sonra Malta Akdeniz Caddesi 76 No'lu dairede ka­lan Eskişehirli arkadaşlarımın yanına taşındım. Çalıştım, okudum. Çok zor günlerdi.” doktor oldu Tıp fakültesini bitirdiğinde Anadolu'nun ücra köylerine gitti.Soğuk çetin hava, açlıktan kıvranan yoksul köylü, uyuşturucu bağımlısı yiten genç canlar... Doğumu gelen acılar içinde inleyen kadına müdahale edemedi, neden: “Buralarda yabancı bir erkek kadının mahremini göremez, ona dokunamazdı. Ölüm pahasına engellenirdi.” Kadın acılar içinde inleyerek öldü. ... sonra artiz “Memleketi Eskişehir'de, yedek subay olarak askerliğini yaparken, Göksel Arsoy'un başrol oynadığı 1963 yapım Şafak Bekçileri filminin çekimleri sırasında yönetmen Halit Refiğ'in dikkatini çekti. Askerliğini bitirdikten sonra Adana ve civarında doktorluk yaptı. 1963 yılında Artist dergisinin yarışmasında birinci oldu. Bir süre iş arayan Cüneyt Arkın, 1963'te Halit Refiğ'in teklifiyle sinema oyunculuğuna başladı...” yüzlerce film “300 sinema ve film, 16 dizi ve 2 tiyatro oyunu olmak üzere toplam 318 yapımda rol almıştır.” Malkoçoğlu filmi çekiminde kaza sonrası yataklara düştüğü zaman gelen seks
Fakir Gencin HikayesiCüneyt Arkın · Epsilon Yayınları · 201473 okunma