Tezer Özlü'nün Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yaşamın Ucuna Yolculuk kitapları gibi bu kitap da oldukça sancı barındırıyor. Tezer yaşamı boyunca varolmanın nedenini sorgulayan ve bunun acısını sonuna kadar içinde hisseden buruk bir yazardır. Kalanlar kitabı da diğer kitapları gibi okuyucunun içinde kekremsi bir hüzün bırakıyor. Tezer'in yazı dili, kendine has tarzı, cümleleri kuruş biçimi her zaman bana diğer yazarlardan ayırıcı bir özellik gibi gelmiştir. Sonuç olarak, kitabı beğendim, Tezer'i hâlâ çok seviyorum ve onun sadece kitaplarıyla bağ kurabilmek üzücü, bana kendisi gerek kendisi.
*Spoiler niteliği*
Stefan Zweig sadeliği bu kitapta da açıkça hissedilmektedir. Baştan sona bir mektuptan oluşan ve mektuptaki her duyguyu hissettiğimiz ufak bir atıştırmalık çünkü kitap bir oturuşta bitiyor. Kitabı beğendim, okurken iç çektiğim yerler de oldu fakat mektubu yazan kadın çocuktan bahseder bahsetmez, R.'nin çocuğu olduğunu anladım.
Bazı kitaplar, filmler sonu tahmin edilse de izlenmelidir ya, bu kitapta öyle işte. Okuyun!
Mine Sögüt'ün Deli Kadın Hikayeleri kitabının tersine, çok yavaş akan, zorlama bir anlatım tarzı var. Elimden geldiği kadar kitaba dayanmaya çalıştım fakat kitaplığımda beni başka serüvenler bekliyor.