19. yüzyıl dünyasının gerektirdiği siyasi ve idari yapıyı kurmak için çabalayan reformcular, çağlarına uygun olmayan bir iktisadi altyapı devralmışlardı. Bir başka deyişle, dünya görüşleri, uygarlık anlayışları ve devlet gelenekleri arasındaki çelişkili yol, iktisadi engelleri aşamıyordu. Geciken Osmanlı modernleşmesinin çıkmazı buydu.
Osmanlı ülkesindeki beynelmilel HACİZ MEMURU diyebileceğimiz Düyun-u Umumiye etkin bir mali örgütlenme kurmuştu. Bu kuruluşun modern bir bürokratik örgüt ve kayıt sistemiyle çalıştığı ve mali teknikleri uyguladığı biliniyor. Trajik olan husus, OSMANLI MALİYE ÖRGÜTÜNÜN MODERN MALİ TEKNİKLERLE BU ALACAKLI KURULUŞ SAYESİNDE YÜZ YÜZE GELMİŞ OLMASIDIR. Düyun-u Umumiye, ÇAĞINA UYUM SAĞLAYAMAYAN OSMANLI MALİYE BÜROKRASİNİN TERSİNE, gelirlerinin kaynaklarını tespitte, toplamakta yetkili ve etkin bir biçimde çalışıyordu. 1880'lerden sonra yabancı yatırımların artmasında, bununla ilgili olan mali işlemlerin düzgün yürümesinde Düyun-u Umumiye'nin payı vardır. Bu örgüt modern bir kuruluştu ve gelişmiş bir çalışma sistemine sahipti, ama yabancı bir mali kuruluştu ve Osmanlı ülkesinin iktisadi güç ve refahının gelişmesi için değil; temsilcisi olduğu alacaklıların ve yabancı yatırımcıların alacaklarının güvenliği için faaliyet göstermesi doğaldı. Düyun-u Umumiye hisseli kalkınma politikası değil, alacakları sağlam kaynağa bağlama politikası izliyordu.
Yeniliklere karşı ne gibi gerekçelerle karşı çıkıldığına, Osmanlı tarihinin her sayfası örnekler veriyor. Örneğin, top namlusu fırçasının, domuz kılından yapıldığı için kullanılamayacağına ilişkin fetva yazıldığı gibi, savaşta süngü kullanılması için de şeyhülislâmdan fetva alınmıştır. Bir kadı, düzenlediği bir hüccette, bir adamın, ömründen yedi yılını bir başkasına vermesini onaylamış (!) bir başkası, yargı işlerine baktığı kentte cadı çıktığını bir ilâm yazarak İstanbul'a bildirmiş bir müderris, sinek pisliği bulaşmış bir ip, toprağa dikilirse nane biter demiş; bir başkası, köyün ya da beldenin etrafına timsah, bulunamazsa maymun derisi serilirse oraya dolu düşmez hükmünü vermiş, bir diğeri, vebanın "cin çarpması" olduğuna, Allah'ın takdir ettiği bu afetten her ne kadar kaçmamak gerekirse de kötülükten iyiliğe gitmenin günah sayılmayacağına dair fetva yazmıştır.