Sevilmek… kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi? Çoğumuzun hayali bu. Sevilmek, değer görmek, özel hissetmek. Ama ben, uzun zamandır başka bir şeyin eksikliğini hissediyorum: Anlaşılmak.
Sevilmek, bazen yanlış bir masal gibi. İnsan seni sevdiğini söyler ama seni tanımaz. Seni sever ama yalnızca kendi kafasında yarattığı halinle. Bir beklentidir çoğu zaman, şekillendirilmiş bir ilgi. Senin kim olduğunu bilmeden seni sevmek... Bu gerçekten “seni sevmek” mi?
Anlaşılmak ise başka. Anlaşılmak, gözlerinin içine bakıp "biliyorum" diyebilmektir. Söyleyemediklerini duymak, sustuğunda bile seni okumaya çalışmaktır. Anlaşılmak, biri seni yargılamadan dinlediğinde olur. “Bunu neden yaptın?” diye sorgulamadan, “Bunu böyle yapmış olmanı anlayabiliyorum,” diyebildiğinde.
Ben, beni değiştirmeye çalışmayan birini istiyorum. Sessizliğimi bozmaya zorlamayan, aksine o sessizliği benimle birlikte paylaşan biri. Herkesin “fazla” dediği yanlarımı da, “eksik” bulduğu taraflarımı da sığdırabilen bir kalp.
Anlaşılmak, en büyük özgürlüktür belki de. İnsan ancak anlaşıldığında rahatça nefes alır. Kendini savunmak zorunda kalmadan var olmak… işte bu yüzden sevilmek değil, anlaşılmak istiyorum.
Çünkü bazen bir sarılma değil, bir bakış yeter insana. Bir “anlıyorum seni” cümlesi, onlarca “seni seviyorum”un önüne geçer. Beni olduğum hâlimle görebilecek biri varsa, işte o zaman gerçek bir yakınlıktan söz edebilirim.
Sevgi büyür, azalır, değişir. Ama anlayış, insanın kalbine yerleşti mi kolay kolay çıkmaz. Ben de işte bu yüzden sevilmeyi değil, anlaşılmayı bekliyorum.
Belki bir gün biri, kelimelerime değil, aralarındaki boşluklara bakar da beni orada bulur.