“Mutluluk denen şey hayatta imkânsızdır; insan yalnızca acı çekerek kendini tanıyabilir.”
Dünya Klasiklerini okumaya onunla başladım. Onun eserleri öyle güzeldi ki en başta, çok da anlayamadığım yaşlardaydım. Hevesle okuyordum. Yeni kelimeler, cümle kalıpları, belki biraz Rusya o zamanlar nasıldı; merak içerisindeydim. Fakat, büyüdükçe anlamaya başladım ne anlatmak istediğini. Onu anlayamamayı çok isterdim..
Dostoyevski’nin hayatı, sürekli mücadele ve çelişkilerle doluydu. Küçük yaşlarda kaybettiği annesi, sert bir baba ile büyümesi; maddi zorluklarla savaşırken bir yandan kumara bulaşması ve sefalet içerisinde orta yaş denecek bir yaşta bu dünyadan göçüp gitmesi.. Ancak, yaşadığı tüm acılar ve zorluklarla insan ruhunun en karanlık köşelerini keşfetti.
Şimdi diyoruz ki, ne güzel eserler bıraktı bu dünyaya. Fakat, bilmiyoruz. Hiç bilmiyoruz hem de. Belki o hiç istemezdi bu denli başarılı olmak, öyle bir hayat yaşamak. Belki de o hiç bilmedi, mutluluk ne demekti..