Deniz kıyısı bir oyun alanıdır her çocuk için. Siz, çakıl taşı toplayanların iri bedenlerine aldanmayın sakın; birer çocuktur aslında onların her biri. Oyuncakçı dükkanının raflarında bir oyuncak beğenmekten hiçbir farkı yoktur, sahilde çakıl taşı aramanın. Her ikisinde de düşler denizinin kıyısında gezinir insanın bakışları.
Melih Cevdet Anday’ın ‘Rüya’ şiirinde kar yağar ‘incecikten’ :
Bir rüya gördüm gündüz uykusunda
İncecikten bir kar yağıyordu
Sabahat’im hasta yatağında doğrulmuş
Bir aydınlığa bakıyordu.
İncecikten bir kar yağıyordu
Bahriyeli ağabeyimi düşünüp
Erzincan’da annem ağlıyordu.
Kar yağıyordu.
Sallanan tahta atları olmasa da, kızakları vardır Doğulu çocukların. O kızaklardan biri Cemal Süreya’nın ‘Kars’ adlı şiirinde çıkar karşımıza:
Sen küçüğüm sımsıcak
Ne derler ona-bu kızakta
Boyuna türküler yakıyorsun ya
Sanki her türküden sonra
Hohlasan gök buğulanacak
Sakın ola ki, adına aldanıp Kars’ta yazıldığını sanmayın şiirin. Cemal Süreya, bu şiiri 1961 yılında gittiği Paris’te kaleme alır. Üstelik, Kars’ı da hiç görmemiştir!...
Eğer siyaseti, halk içindeki çelişmelerin halk yararına düzenlenmesi sanatı olarak alırsak, o zaman siyaset, soy ve kutsal bir mana taşır... Ama ne var ki, idealistten demagoga her tür insanın at oynatabildiği meydan, gene bu siyaset meydanıdır...