‘Tanrı bütün alemlerin Tanrısıdır ve bütün gerçek dinler aynı bir Allah’ındır. Gerektiği kadar geriye gidebilirsen bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını, ortak bir mazide her şeyin aynı ortak başlangıca bağlandığını görebilirsin. Ama bunu yani bütün ırmakların aynı kaynaktan çıktığını görebilmek için bir hayli yükselmek gerekir.’
‘Sen bunu görebiliyor musun peki?’
‘Her zaman değil ama zaman zaman.’
O zaman Setterhan, ‘Madem bunu görebiliyorsun’ dedi yumuşak bir sesle, ‘Bütün ırmakların sonunda aynı denize döküldüğünü de görmelisin. Güneş doğunca ateşin hükmü kalır mı? Onun ışığı bütün ateşlerin hükmünü iptal etmez mi?’
Güçmüş! Vahşi bir Kalmuk’ta da, bir Moğol’da da güç var. Onların gücü ne işimize yarar? Bizim için değerli olan uygarlıktır, evet efendim, evet, sayın bayım; bizim için değerli olan uygarlığın meyveleridir. Bu meyvelerin hiçbirinin değeri yoktur demeyin bana: En kötü bir ressam, bir geceliğine beş kapik verilen bir çalgıcı bile sizden daha faydalıdır, çünkü onlar uygarlığın temsilcileridir, kaba Moğol gücünün değil!
Şu halde, size göre aptal insanla akıllı insan arasında, iyi insanla kötü insan arasında bir fark yok, öyle mi?’
‘Hayır, bir fark var: Hasta insanla sağlam insan arasındaki gibi bir fark. Veremli birinin ciğerleri, yapıları aynı olsa da sizinkiyle bizimki gibi değildir. İnsan vücudundaki illetlerin nedenlerini aşağı yukarı biliyoruz; manevi hastalıklar ise kötü eğitimden, küçük yaşlardan itibaren insanların kafasını dolduran her türlü ıvır zıvırdan, kısacası toplumun rezil durumundan kaynaklanmaktadır. Toplumu düzeltirseniz hastalıklar da olmayacaktır.’