''İşte o perdenin üzerinde konuşan, edip eyleyen, didişen, sevişen, kavga edip barışan onca suretin hepsi birer gölge değil mi?''
''Öyle.''
''Peki. Perdenin arkasına geçebilsek; o zaman onların asıllarını, daha önemlisi onları hareket ettiren eli fark etmez miyiz?''
''Elbette.''
''İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde püf.'', muhayyel bir mumu söndürür gibi boşluğa doğru üfledi, ''Mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de Karagözcünün kutusunda bir araya konur, kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde.''
Settarhan, anında kaldırılan yastıklara baktı. Kolaydı belki, yastıklar atılır, halılar kaldırılırdı. Ama Azam'ın girdiği kalp, Settarhan'ın kalbi? Onu kaldırıp atacak bir yer var mıydı?
Onun yüzüne baktı muhabbetle. Settarhan ne kadar esmerse Piruz da o kadar esmer, Settarhan'ın gözleri ne kadar elaysa Piruz'unkiler o kadar maviydi.
Çöl ile gök gibi buldular birbirlerini.
Aralarında bir yağmur eksikti