Mr No!

Ey çaresiz Neyin çaresini arıyorsun Neyin çaresi var, neyin yok Yaz bunları bir kenara Bir gün belki bulursun çareyi İnsanlar ölmesin demiyorum İstediğim ölümsüzlük değil Ne kendim, ne haşkaları için İstediğim, çocuklar ölmesin Çocukların ölümüne dayanamıyormuşum demek Hiç çocuğu olmayan, hiç çocukluğu olmayan Hiç çocuklarla yaşamamış ben Gözyaşlarım utancım değil Daha önce de ağladığımı ansıyorum Ama bir düşünce: Ya öbür çocuklar da ölürse O zaman ne yaparım Ama saçmalık bu Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum Birden ölüveren bu bebe Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum Bir tek şey istiyorum Çaresizliği yenmek.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Doğan günle birlikte gereği düşünüldü: Yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zo­rundasın. İlk buyruğum bu oldu. (Bunu, geçen zaman içinde başka on buyruk izledi.) Yaşamak ve burdan kurtulmak için ilk yapacağım bu. Ah, nesnel koşulların bilincine varmak! Sanki o güne değin tek eksiğim buydu. Bunun bilincine varmam için bu kazanın başıma gelmesi ge­rekmişti. Sözcükler yavaş yavaş beliriyordu belleğimde. Sözcüklerle birlikte kavramlar. Ve kavramlarla birlikte herşey. Yaşam. Ölüm. Herşey. Adım adım ilerliyordum. Kişilik. Bulmak mı, yaratmak mı? Bir zamanlar güneşlerde yanan sen, şimdi, biraz da, dizboyu karın ayazında yanacaksın, diyordum. Eskiden kalanlara, ye­nileri eklenecek, eski özün (Ama neydi benim özüm? Şimdi de bilmiyorum bu sorunun karşılığını, oysa o gün bugün çok sözcük öğrendim) yeni koşulların , yeni iklimin katkılarıyla, hem değişip hem de­ğişmeyecek. 23
Çünkü kafam, burda ilk uyandığımda, burda, ilk kez kendimi bu insanların arasında bulduğumda, bomboştu. İçim bomboştu. Yani gövdem de bomboştu. Başkalarının öğrettiği, ezberlediğim, anlamlarını bilmediğim sözcüklerle konuşur gibiydim.
Zaman (coğrafyayı da, tarihi de, toplumu da, bireyleri de içine alan o geniş zaman) kendini dağ başında bulan herkese bir şeyler öğretebilir.