Kendi içimizde güçlü kalalım, Papalagi’nin o hızlı, kurnaz diline yenik düşmeyelim diye. Gelin bundan böyle, bize yanaşacak olursa elimizi uzatıp şöyle seslenelim ona: “Kes şu cırlak sesini. Senin sözlerin bizim için kayada patlayan dalgaların şakırtısı, palmiyelerin hışırtısından başka bir şey değil. Hele hele güneş hiç değil; kendi yüzün gülmedikçe, güçlenmedikçe, gözlerin parıldamadıkça, Tanrı‘nın sureti içinden yansımadıkça.”
Dahası, kendi kendimize ant içip yüzüne haykıralım: “Zevklerin, sevinçlerin uzak dursun bizden, bütün zenginlikleri vahşice elinde ya da kafanda toplaman, kardeşinden daha üstün olma hırsın, anlamsız işlerin, türlü marifetlerin, ne idüğü belirsiz göz boyamaların, meraklı düşüncen, hiçbir şey bilmeyen bilgin bizden uzak dursun. Senin bile uykularını kaçıran, döşeğinde rahatını bozan bütün çılgınlıkların uzak dursun. Bizim bunların hiçbirine gereksinmemiz yok, yeter bize Tanrı‘nın bol bol sunduğu soylu güzel mutluluklar. Işığının gözümüzü kamaştırıp bizi yanılgıya sürüklemek yerine yolumuzu aydınlatması için yardımcı olsun bize. Onun ışığında ilerlememiz, o ışığının bizi kavraması için yardım etsin. Bu ışık birbirimizi sevmemizdir, yürekten talofa(selam) diyebilmemizdir.”