Mr No!

Hepiniz Tanrı‘nın sözlerini biliyorsunuz, birbirimizi sevmeli, öldürmemeliyiz. En temel buyruğudur bu onun. Silahlarımızı bıraktık ve o gün bugündür adalarımız savaş yüzü görmedi. Herkes birbirini kardeşi saymaya başladı. Tanrı‘nın buyruklarında ne denli haklı olduğunu gördük. Bir zamanlar büyük kargaşaların kol gezdiği, korkunun son bulmadığı köyler, bugün barış içinde yaşıyorlar. Belki hepimizin içi Tanrıyla ve onun sevgisiyle dolu değil, ama Tanrı‘yı yeryüzünün büyük, en büyük şefi, efendisi olarak kabul ettiğimizden bu yana duyularımızın daha daha geliştiğini, daha güçlendiğini şükran duygularıyla görüyoruz. İçimizdeki sevgiyi günbegün güçlendiren, yüce ruhuyla bizi sürekli daha fazla kaplayan o akıllı ve büyük sözlerine teşekkür ve saygı borçluyuz. Papalagi, “Size ışığı getirdim” demişti. Yüreklerimizi alevlendiren, duyularımızı mutluluk ve şükranla dolduran o güzelim ışığı. Işığı bizden önce ele geçirmişti o. Daha en eski atalarımız bile doğmadan önce aydınlıktaydı Papalagi. Ama, o, başkaları aydınlansın diye ışığı elinin ucunda tutuyor. Kendisi, kendi bedeni ise karanlığın içinde. Işığı elinde tuttuğu için, ağzından Tanrı‘nın adını düşürmemesine rağmen yüreği Tanrı‘nın uzağında.
Reklam
Papalagi’yi kıskanmak, onun gibi düşünmeyi öğrenmek zorunda mıyız sevgili kardeşlerim? Ben derim ki; Hayır! Çünkü biz bedenimizin güçlenmesini, duyularımızın mutluluğunu engelleyecek hiçbir şey yapmamalıyız, yapmak istemeyiz de. Kendimizi, yaşama sevincimizi alıp götürecek, ruhumuzu karartıp içindeki aydınlığı alacak, bedenimizle kafamızı çatışmaya sürükleyecek her şeyden korumalıyız. Düşünmenin ölümcül bir hastalık olduğunu, insanın değerini küçülttüğünü Papalagi, kendi kendine kanıtlıyor.
Eğitim, kafanın son sınırına kadar doldurulması demektir. Eğitilmiş beyaz adam palmiyenin boyunu, hindistancevizinin ağırlığını, bütün büyük şeflerinin adlarını, savaşların zamanlarını bilir. Ayın, yıldızların, bütün ülkelerin büyüklüklerini bilir. İsim isim, bütün ırmakları, bütün hayvanları, bütün bitkileri tanır. Her şeyi, her şeyi bilir. Eğitilmiş birine bir soru soracak olsan daha sen ağzını bile kapamadan yanıtını yapıştırıverir suratına. Kafası mermiyle doludur hep, atışa hazırdır. Her Avrupalı, yaşamının en güzel zamanlarını, kafasını en seri ateş borusu haline getirmeye çalışmaya harcar. Bu işten sıyrılmaya çalışanlara zor kullanılır. Bütün Papalagiler düşünmek,bilmek zorundadırlar
Bütün düşünceleri tadanlar eninde sonunda şaşalayıp kaldıklarını, yanıtını veremedikleri soruları Yüce Ruh’a bırakmak zorunda olduklarını bilirler. En akıllı ve en yiğit Papalagiler bile bunu kabul ederler. Yine de düşünme hastalarının çoğu kendilerini bu tutkudan alamazlar ve düşünceleri onları, daha insan ayağının değmediği, balta girmemiş ormanın içindeymiş gibi yanlış yollara sürükler. Düşünceleri yanıltır onları, -ve gerçekten böyle olduğunu gördüm-, duyuları insanla hayvanı birbirinden ayırt edemez hale gelir. İnsanın hayvan, hayvanın da insan olduğunu iddia ederler.
Kayalardan ölenin kafasının suretini yapıp çarşı meydanında herkesin gözü önüne dikerler. Bu taştan kafaları, aslından çok daha büyük yaparlar ki halk iyice hayrete düşsün, kendi küçücük kafasında anısını yaşatsın.
Reklam