Düşünme, düşünceler (bunlar düşünmenin ürünleridir) onu tutsak etmişler. Bir tür uyuşturucu gibi kendi düşünceleri. Diyelim ki güneş pırıl pırıl parlıyor, “Güneş ne güzel parlıyor” diye düşünmeye başlar o an. Ama bu yanlıştır işte. Büyük bir yanlış hem de. Akıllı bir Samoalı güneşin sıcak ışıkları altında kollarını, bacaklarını gevşetir ve hiçbir şey düşünmez. Güneşi bir tek kafasıyla duymaz, elleriyle, ayaklarıyla, bacaklarıyla, karnıyla, bütün organlarıyla hisseder. Bırakır, derisi, kolları, bacakları kendi başlarına düşünsünler. Kafa gibi olmasa da onlar da düşünürler mutlaka. Ama düşünmek Papalagi’nin önünde bir türlü sökemediği bir lav kütlesidir sanki. Belki keyifle düşünür, ama düşünürken gülmez. Belki üzülerek düşünür, ama düşünürken ağlamaz.
Şimdi ben, bu durduğum yerden misyoner kilisesinin ardındaki mango ağacını görüyorsam, bu, yalnızca ben onu gördüğüm için ruh değildir. Ama eğer ben onun misyoner kilisesinden büyük olduğunu ayrımsayabiliyorsam, işte bu ruhtur. Demek ki salt görmek yetmiyor, bilmek de lazım.. Papalagi, günün doğuşundan batışına kadar bu “bilmek” için didinir. Onun ruhu dolu bir ateş borusu ya da avını yakalamaya hazır bir kamış olta gibidir. Bilmek için didinmediğimizden bizlere, adalar halklarına acır. Bizim ruhumuz zavallıymış, ormandaki hayvanlar gibi aptalmışız.
Gazete aynı zamanda bir tür makinedir. Her gün yeni düşünceler üretir. Tek bir kafanın üretebileceğinden çok daha fazlasını. Ama bu düşüncelerin çoğu gururdan ve güçten yoksun zayıf düşüncelerdir. Kafamızı bol besinle doldurur, ama güçlendirmez. Kafamızı aynı şekilde kumla da doldurabilirdik. Papalagi de kafasını böyle işe yaramaz kâğıt besinleriyle yükler. Daha birini boşaltmadan bir yenisini yükler. Onun kafası kendi balçığında boğulan Mangrove bataklığı gibidir. İğrenç dumanların yükseldiği, sokucu sineklerin uğuldadığı, hiçbir yeşilin bitmediği, bereketin uzak durduğu bir bataklık.
İnsan yalnızca el, yalnızca ayak ya da yalnızca kafa değildir, bunların hepsi bir bütündür, El, ayak ve kafa bir arada olmak ister. İnsanın yüreği, ancak bütün organları ve duyuları bir arada hareket ediyorsa sağlıklı, mutlu olabilir, yoksa bir bölümü canlı diğer bölümleri ölüyse asla.