Mr No!

Vallahi Çetin, seninle iki uzaylı gibiyiz, dünyalılardan hiçbir şey anlamıyoruz. Karşımıza çıkıyorlar, biz atmosferlerindeki oksijen bolluğu yüzünden yemyeşil kesilmişken, her şey yolundaymış gibi bir de "Selam Dünyalı! Biz dostuz!" dememizi bekliyorlar.
Reklam
Kaç genç kız, olanakları sınırlı hayatının bunaltısıyla, evden çıkarken, "İnşallah yolda başıma bir şey gelir de bir daha dönmem!" diye bağırıyor evdekilere biliyor musun?
Şu yaşadığım hayattan daha anlamlı daha yüksekte bir hayat var mı? Nihal'i değil de o pazarlamacı kızı seveceğim, onun peşinden gideceğim, onu mutlu etmeye çalışacağım bir hayat mümkün mü? Ne kadar zor! Okumuş yazmış, meslek sahibi anne babanın tek oğlu olarak yaşadığım rahat hayatın ve şimdi seninle keyfini sürdüğümüz günlerin, ekonomik göstergelerle ifade edilebilirliği, ekonominin insan tanımaz diline çevrilebilirliği... Bu katı gerçeklik... Bu canımı sıkmamak, öyle mi? Yanlış çeviri deyip geçmeli miyim?
Aşkın insanı zenginleştirdiğini biliyorduk, fakirleştirdiğini de bilelim.
Bir tuhaflık yok mu bu yazdıklarımda? Sanki bu dünyadaki tarihim yalnızca bir erkeğin tarihiydi. Ben sanki bir erkek dışında başka bir şey değildim. Nihal, daha doğrusu ona beslediğim yaşanmamaya mahkûm aşk, beni bir erkeğe indirgemişti. İki yıl boyunca bütün sınıflandırmaları kadın ve erkek başlıkları altında yapmaya zorlamıştı. Halbuki bulutlar da var, kediler de, her dem yeşil bitkiler, binlerce yıldır yeri değişmeyen taşlar, mutfakta bulaşıklar, kenarı kıvrılan kilimler, kar altında kalanlar, sınıflandırmalara tâbi olmayanlar...
Reklam