Film, Deborah Levy’nin 2016’da Booker Prize kısa listesine giren aynı adlı romanından uyarlandı.
Sıcak Süt, bir anne-kız ilişkisinin görünmeyen yükünü anlatıyor. Sofia, yürüyemediğini söyleyen annesi Rose ile birlikte İspanya’ya gelir. Ama film ilerledikçe anlarız ki mesele bir hastalık değil, bir tür görünmez bağdır. Rose’un bedeni hareket edemez, Sofia’nın hayatı ise ilerleyemez.
Deniz sahneleri, güneşin altında ağır ağır akan zaman ve sürekli karşımıza çıkan denizanaları… Hepsi tek bir duyguyu hatırlatır: özgürlük bazen yakıcıdır.
Sofia’nın Ingrid ile karşılaşması bu yüzden önemlidir. İlk kez kendi hayatının mümkün olabileceğini görür. Ama özgürlük çoğu zaman bir kopuş ister.
Belki kadın gerçekten yürüyemiyordur.
Belki de yıllardır yürüyebildiği halde kızının hayatını tutuyordur.
Ama film şu soruyu sorar:
Bir insan kendi hayatını yaşamak için ne kadar ileri gidebilir? Bazen özgürlük, geride bıraktığın kişiyle ölçülür.
Jim Jarmusch’un yeni filmi Father Mother Sister Brother, 2025 yapımı bir komedi-dram. Venedik’te Altın Aslan kazanan filmin anlattığı bağımsız hikayeler; New Jersey, Dublin ve Paris’te geçiyor. Senaryosu da Jarmusch’a ait olan film; adından da anlaşılabileceği gibi aile kurumunu mercek altına alarak, aile üyeleri arasındaki ilişkilere odaklanıyor.
Kadrosunda Tom Waits, Cate Blanchett, Adam Driver ve Charlotte Rampling gibi güçlü isimlerin yer aldığı film; toplumun temel yapıtaşı olan aileye Jarmusch’un kendine has anlatımıyla ayna tutuyor.
Film yer yer oldukça durgun ilerliyor. Hatta bazı izleyiciler için fazla sessiz ve ağır gelebilir. Ama tam da o suskunluk anlarında aile ilişkilerinin içindeki kırılganlık, mesafe ve görünmeyen bağlar daha anlamlı hale geliyor. Bazen söylenmeyenlerin, söylenenlerden daha güçlü olduğu anlar var.
Son yıllarda eski filmlerindeki çıtayı yakalayamasa da Jarmusch sinemasının kendine özgü bir cazibesi hâlâ hissediliyor. Yine de şans verilebilecek bir film.
#jimjarmusch #fathermothersisterbrother #cateblanchett #tomwaits #adamdriver
On yedi yaşındaki Ruby (Emilia Jones), sağır bir ailenin tek işiten üyesidir; yani "sağır yetişkinlerin çocuğu" (CODA). Hayatı, ebeveynleri (Marlee Matlin, Troy Kotsur) için tercümanlık yapmak ve her gün okula gitmeden önce babası ve ağabeyiyle (Daniel Durant) birlikte ailenin zor durumdaki balıkçı teknesinde çalışmak etrafında döner. Ancak Ruby, lisesinin koro kulübüne katıldığında şarkı söyleme yeteneğini keşfeder ve kısa süre sonra düet partneri Miles'a (Ferdia Walsh-Peelo) ilgi duymaya başlar. Coşkulu ve sert ama sevgi dolu koro şefi (Eugenio Derbez) tarafından prestijli bir müzik okuluna başvurması için teşvik edilen Ruby, ailesine karşı hissettiği yükümlülükler ile kendi hayallerinin peşinden koşma arasında kalır.