"Zamanın acımasızlığını, henüz çocukluğunu yaşayamamış bir bedende izlemek..."
Kim Ae-ran, Benim Mükemmel Hayatım ile edebiyatın o en büyülü gücünü kullanıyor: Kalbimizi kırarken aynı zamanda onu sevgiyle tamir etmek. Kitap, 16 yaşında bir gencin, 80 yaşındaki bir adamın bedenine hapsolmuş hayat hikayesini anlatıyor. Kulağa son derece trajik gelen bu konu, yazarın elinde ajitasyondan uzak, aksine hayatın ta kendisine dönüşen bir başyapıta evrilmiş.
Ana karakterimiz Ah-reum, anne ve babasının genç yaşta yaptıkları bir hatanın en güzel, en masum sonucu. O, kendi deyimiyle "anne babasının gençliğini, onlar ise onun yaşlılığını izleyen" bir çocuk. Kitap boyunca ölümün gölgesini ensesinde hisseden bir çocuğun gözünden; büyümeyi, aşkı, aile olmayı ve en önemlisi "zamanı" okuyoruz. Yazarın dili o kadar naif, karakterlerin birbirine bağlılığı o kadar samimi ki, hüzün ile tebessüm her sayfada birbirine karışıyor.
Kitap boyunca Ah-reum'un yazdığı hikayeleri okumak, onun kelimelerle kurduğu o dünyayı izlemek içimi sızlattı. "Mükemmel hayat" nedir sorusunun cevabını, lüks içinde değil, bir hastane odasında birbirinin gözünün içine sevgiyle bakan üç kişilik bir ailede buluyorsunuz.
Benden bir şeyleri alıp götüren aynı zamanda da yerine bir çok şey bırakan bir eser oldu bende.
Sarsıcı, gözyaşlarınızı tutamayacağınız ama bittiğinde iyi ki okumuşum diyeceğiniz bir Kore edebiyatı şaheseri. Kesinlikle tavsiye ederim.
Notum: 9/10