Bunca müthiş bir deneye, gördüğü
korkunç örneklere rağmen ne güzel ruhunu biçimlendiren
iyilik ve acıma duygularını yitirmişti, ne de sön soluğunu
verene kadar büyük bir aşkla sevdiği o zavallı kadını
unutabilmişti... Kısaca, kendi hayatının kurbanı olmuştu
Dorgeville. Yoksa daha uzun yıllar yaşayabilirdi.
Nefret edin benden, Dorgeville, böyle bir nefrete lâyıkım ben... benden iğrenmenizi o kadar istiyorum ki... yarın
şatonuzun pencerenizden sizi bu denli aldatan... hayatınıza
bu denli gölge düşüren yaratığın alevler içinde yakıldığını
göreceksiniz.
Cécile bir sandalyede oturuyordu. Başında nöbetçiler
vardı. Bir suçluydu o. Oysa bir saat önce aynı salonda hanımefendi
olarak buyruklar veriyordu... Saint-Surin ondan
bir iki adım ötede, aynı durumdaydı, onu ayrıca sımsıkı
bağlamışlardı. Yalnız o, Cécile’e göre daha az soğukkanlı görünüyordu.
Cécile’in yüzü bile kızarmamıştı; rahatı yerindeydi sanki rezil kadının, sakin gözlerle, korkusuz, kaygısız
» bakıyordu çevresine.
Hayır mösyö, bu saçma ilkeler benim umurumda değil; ben,
evlenmeden önce hiçbir şey yapmamış bir kadındansa, kötü
tanınmış ve yaptıklarından pişmanlık duymuş bir kadını
tercih ederim; İkincinin erdemlerine karşı güvenim daha
büyüktür; biri 'uçurumun tehlikelerini biliyor ve hiç düşmüyor
oraya, öteki ise çiçeklere aldanarak atıyor kendini
aşağıya.. Her neyse, bir kez daha soruyorum mösyö, izin veriyor
musunuz evlenmemize?