Cécile bir sandalyede oturuyordu. Başında nöbetçiler
vardı. Bir suçluydu o. Oysa bir saat önce aynı salonda hanımefendi
olarak buyruklar veriyordu... Saint-Surin ondan
bir iki adım ötede, aynı durumdaydı, onu ayrıca sımsıkı
bağlamışlardı. Yalnız o, Cécile’e göre daha az soğukkanlı görünüyordu.
Cécile’in yüzü bile kızarmamıştı; rahatı yerindeydi sanki rezil kadının, sakin gözlerle, korkusuz, kaygısız
» bakıyordu çevresine.
Hayır mösyö, bu saçma ilkeler benim umurumda değil; ben,
evlenmeden önce hiçbir şey yapmamış bir kadındansa, kötü
tanınmış ve yaptıklarından pişmanlık duymuş bir kadını
tercih ederim; İkincinin erdemlerine karşı güvenim daha
büyüktür; biri 'uçurumun tehlikelerini biliyor ve hiç düşmüyor
oraya, öteki ise çiçeklere aldanarak atıyor kendini
aşağıya.. Her neyse, bir kez daha soruyorum mösyö, izin veriyor
musunuz evlenmemize?
"Keşke kalbiniz de bağımsız olsa. Bu bana yeterdi."
"Kalbim ha! Sizin kalplerle ne işiniz olabilir ki? Siz erkeklerin hiçbirinde kalp bulunmaz ki."
"Kalbimiz olmasa bile, gözlerimiz var ve onlar bize yeterince eziyet çektiriyor"