“ Evet zamanın eleği dediğimiz aslında yaralarımızın derinliğinin bir ifadesi. Zaman vücudumuzu parçalayarak akıp gidiyor. Yaralıyor… Tabii o yaralar iyileşiyor ama izleri kalıyor. Hatta diyebilirim ki bir müddet sonra aynaya baktığımızda sadece o izleri görüyoruz. Zaman bir heykeltraş gibi biz acılarla yonta yonta bu hale getiriyor.”
“ Ne kadar tuhaf bir şeydir değil mi, geçip gitmiş, yaşanıp bitirilmiş bir hayata özlem duymak. Olmayacağını, olamayacağını bile bile istemek. İstikbalden ümit kesilince mazi kıymete biniyor. Mazi, geçmiş zaman, hatırladıklarımızdan, hatta hatırlamak istediklerimizden, keyfi bir şekilde uydurduğumuz bir hikayeden başka nedir ki?”