Zamanın değeri
Her geçen gün ömrümüzden bir şeyleri de beraberinde götürür: Gençliğimizi, sağlığımızı, azmimizi... Zamanın geçtiğini söylerken, beraberinde birçok fırsatın, imkânın da geçüğini söylüyoruz aslında. En azından bunu hesap etmemiz gerekiyor. Biten, tükenen sadece zaman değildir, ömrümüzdür, bir daha geri gelmesi mümkün olmayan hayatımızdır, sağlığımızdır, gençliğimizdir.
Evet, insan nisyanla, unutkanlıkla maluldür; çabuk unutur. Günlük koştur. malarımız, mal ve evlatlarımız, işimiz gücümüz bu hakikatle aramızı perdeler. Her gün onlarca insanın ölümünü duymamıza, görmemize rağmen sıranın bir gün bize de geleceğini nedense akıl etmeyiz. Sanki burada ebedi olarak kalacakmışız gibi hayatımızı sürdürürüz. Mal biriktiririz, gücü elde etmeye ve elde tutmaya çalışırız. Sadece kendi geçimimizi düşünmeyız, yedi sülalemize yetecek kadar servetimiz olur ama yine de yerinmeyiz.
Artık görünmez kablolarla birbirimize sanal olarak bağlıyız ve dünyanın bir köşesindeki bir gencin yaptığı saçmalığın hızla yayılıp beynine bulaşma ihtimalini asla küçümseme.
ERGENLİK; BİR AĞACIN GÖVDESİNDE ANİDEN BELİREN kıvrımlar, dallarında beliren isyankâr sürgünler gibidir. Bazen anne-babalar bu sürgünlerin fazla vahşi olmasından korkar. Oysa budamak değil, sulamak ve köklere güven vermek gerekir. Bu kitap boyunca gördüğünüz gibi; ergen beyninin, bedeninin, kalbinin ihtiyacı budur.