• Affetmek ve yapılan hataları unutmak erdemlerin en büyüğüdür.
    Dostoyevski
    Sayfa 76 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Affetmek üzerimizden büyük bir yükü kaldırıyor.
  • "... Kuran-ı Kerim'de tam 117 defa 'ceza' kelimesi geçerken, tam iki katı kadar, 234 defa 'affetmek' kelimesi geçiyor."
  • Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. ”O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.” “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık.” “Hem sıkıldık, hem yorulduk?” Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.
  • “Başkalarını affetmek için bulduğun bahaneleri kendin için asla kullanmazsın.”
  • Affetmek bir hediyedir!
  • Marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak
    dünyaya gelir. Annesi ona bakamayınca 5 yaşında olan Marie'yi
    yurda verir. Ardından bir çift onu evlatlık edinir. Marie'nin kaderi ne
    yazık ki yine yüzüne gülmez, çünkü onu evlatlık edinen çift sadist
    çıkar. Bu İtalyan asıllı çift küçük kızı evin mahzenine kapayıp
    sistematik biçimde işkence eder. Dışarıdan bakıldığında normal ve
    çok saygın göründükleri için, bunu yıllarca rahatlıkla gizleyebilirler ve
    Marie adeta cehennemden geçer.
    Marie Rose 17 yaşında depresyondan felç geçirir. Halüsinasyonlar
    da gördüğü için doktorlar ona şizofren teşhisi koyar ve onu akıl
    hastanesine yerleştirirler. Marie hayatının 17 yılını orada geçirir ve
    çok zor yıllar yaşar. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranır durur.
    Yemek yemez, yerinden kımıldamaz ve sıkça intihar etmeyi düşünür.
    Otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar Marie'nin durumunu yeniden
    değerlendirir. Onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verirler. Arkadaşlarının ve kendisini seven bir kaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie hastaneden çıkar.
    O artık hür ve yaşamını nasıl sürdüreceğine dair kendisi karar verme aşamasındadır. Terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, otuz dört yılı ziyan olmuş bir kişi olarak hiçte kolay olmayacaktı, ama o yılmadı ve kızgın, öfkeli, umutsuz olmak yerine sıfırdan başlamayı tercih etti.
    Yetkililer “Aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız” dedikleri
    halde Marie, Salem State Üniversitesine Psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. Bu ara kanser hastalığına yakalanır ve mücadelesini kazanır. Kendisi gibi akıl hastanesinden çıkmış ve iyileşmiş Joe ile evlenir. Kocası maalesef altı sene sonra ölür ve Marie kendini işine verir. Uzun yıllar doktor olarak çalıştıktan sonra Harvard Üniversitesi'nde mastır yapar. Psikiyatrik hastalarla çalışır,konferanslar verir. Biyografisi yazılır ve hayatı film olur (Nobody’s
    Child). Bir çok ödüle layık görülür.
    Elli sekiz yaşındayken, ‘vay be’ dedirtecek bir şey yapar: On yedi yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastanesine yönetici olarak atanır.
    Verdiği bir basın toplantısında şunları söyler: “Eğer affetmeyi
    öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan
    edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastaneye yönetici olarak
    dönemezdim.“
    Marie Rose Balter'in yeni görevini haber yapan bir Ajans, onun zafer açıklamasını da şöyle yapar: "En uzun yolculuk, beynimizden
    yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır.
    Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda
    kalsak bile…”