Yarı Yolda Bırakılan Adam..
“İnsan en çok, ‘O yapmaz.’ dediği kişiden öğreniyor hayatı.” ⸻ Otobüs çoktan hareket etmişti. Cam kenarında oturan yaşlı adam, elindeki bastonu dizlerinin arasına sıkıştırmış, dışarıyı izliyordu. Karşısındaki koltuk boştu. Muavin geldi. “Amca, biri gelecek mi bu koltuğa?” Yaşlı adam gülümsedi. “Yıllardır gelmesini beklediğim biri var evlat.” Muavin de gülümsedi. “Bilet almış mı?” Adam başını iki yana salladı. “Yok.” “O zaman neden bekliyorsun?” Yaşlı adam camdaki yansımasına baktı.
Duygular
“KİN DEĞİL ADALET”: BİR VİCDAN SİYASETİ
Aliya İzzetbegoviç’in adalet anlayışının en parlak sınavı, savaşın en karanlık günlerinde verilmiştir. O, adaleti soyut bir ilke olarak değil, ahlaki bir duruş olarak yaşadı. Bosna yanarken, şehirler kuşatma altındayken, o her konuşmasında aynı cümleyi tekrarladı: “Bizim mücadelemiz intikam için değil, adalet içindir.” Bu söz, savaşın mantığına meydan okuyan bir vicdan beyanıdır. Yani düşman zulmediyor diye zulmü meşrulaştıramazsın. Dünyada çok az lider, halkı katledilirken düşmanına bile adaletle yaklaşmayı savunmuştur. Aliya, bunu yalnızca bir strateji değil, imanının gereği olarak dile getirdi, tıpkı örnek aldığı Peygamber Efendimiz gibi. “Savunmasız insanlara zulmetmeyin. İnsanların korkmadığı bir ordu, asıl o zaman muzaffer olur.” Aliya, düşmanını şeytanlaştırmayı reddetti. Adalet, onun için yalnız dostun hakkını korumak değil, düşmanın hakkını da çiğnememektir. “Her sosyal düzenin hukukiliğinin mihenk taşı, azınlıklara ve muhaliflere karşı takındığı tutumdur.” Savaş boyunca Batı’nın ikiyüzlü sessizliğine rağmen bu ilkesinden vazgeçmedi. İntikam çağrılarına karşı hep aynı cevabı verdi: “Biz onların yaptığını yapmayacağız. Onlar bizim öğretmenimiz değil.” Çünkü biliyordu ki intikam, hem mağduru hem zalimi aynı düzeye indirir. Zira gerçek adalet, mağduriyetin kutsallaşmasına değil, insanın onuruna dayanır. Savaşın ortasında bile “camiden ezan, kiliseden çan sesi duyulacak bir Bosna” hayalini koruması, bu medeniyet anlayışının sembolüdür. “Bosna sadece bir toprak parçası değil, bir fikirdir.” Bu fikir, birlikte yaşama ahlakını savunuyordu. Dayton Anlaşması’nı imzalarken bile, yüzündeki ifade ne zaferin ne yenilginin ifadesiydi. “Barışın bedeli adaletin ertelenmesidir; ama kinle yaşamak insanlığın sonudur.” Bu söz, siyasal pragmatizmin değil, ahlaki
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hiç Bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mi hiç? Hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi, her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi. Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek, ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana, ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi sen hala bu kadar sevgili iken? Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek... çok kötü değil mi? Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu işitememek, artık sonunun "Pi" hali değil mi? Biliyorsun değil mi? Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek, belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur değil mi?
Benim gözyaşımı herkes göremez.
"Benim hiç gönlümü almadılar. Ben hep kendi kendime bir köşede affettim herkesi." Nilgün Marmara
Affedince Sancı Gitti
Geceye dönmeye yüz tutmuş akşam saatleri, medresemde artık gece kabul edilmiş bir vakit. Yatağımda zikir çekerken somut iki dostum ; tesbihim ve yorganım. Bir şeyler hissediyorum, kaburgalarımı sıkıştıran, nefesimi darlaştıran, midemin göğüsle bitiştiği yerden vuran bir sızı. Ve bir anda solunum normalleşti, bir nefesle kalktı. Sanki çok zamandır tanıdığım, taşıdığım o yük gitti. Sanki bir anda annemde doğmuş gibiyim. Öyle mi ? Sahiden öyle. Neyin tarifi bu? Sorusuna gecikmeyen saniyesinde bir cevap var kalbimden, fısıldadı : "Affetmek" dedi. "İnsan affedince böyle mi hisseder?" Dedim. " Tam olarak böyle." Dedi. Af yolunu tutun, buyuruyor Rabbimiz. Affı tavsiye ediyor, Efendimiz. Kainatın her zerresinde olduğu gibi işte bu öğütlerde de mükemmel bir hikmet . Üstelik bu sadece hissettiklerimiz. Söylemek isteyip sinemde tuttuğum ne varsa, bıçak yarası gibi sürekli kanayan bir yara da olsa, ağacın toprağa tutunması kadar kuvvetli inadım, yüzleşmeye korktuğum gerçeklerim, amellerim, isyanlarım ve ben. Hepsi karşıma geçiverdi affedince. Önce kendimi affettim, sonra onları (:, sonra herkesi. Bütün saydıklarımı bir tekneye koydum. Kendim yaptım bu tekneyi, ellerimle. Ve yine çok sevdiğim yerdeyim, deniz suyunu parmak uçlarımda hissediyorum. Ufuk orada. Tekneyi yavaşça bıraktım. El sallamadım bu sefer. Çünkü ben dönmesini istediklerime el sallarım...