Yolunda gitmeyen, yanlış bir şey, bir gariplik var. Agnes bunun ne olduğunu bilemiyor. Tek teli akort edilmemiş bir müzik aletini dinler gibi: her şeyin olması gerektiği gibi olmadığına dair kulak tırmalayıcı bir his. Her şey gereğinden fazla hızlı, fazla erken oluyor.
Birinin acısını ve ıstırabını, gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her şeyi kendi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. Fakat nereye kadar?
Agnes hiç bilmiyor.
Şiddetli bir fırtınada ayakta kalmaya, taşkın bir nehirde akıntıya karşı yüzmeye, devrilmiş bir ağacı kaldırmaya çalışmak gibi bir şey bu. Agnes kendi acizliğiyle, yetersizliğiyle ilk kez böylesine yüzleşiyor. Öteden beri kendini hep güçlü bulmuş...
"Birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her şeyi kendi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. Fakat nereye kadar?"