Davranışın bencilce kâr-zarar hesabı gözetilerek yapılması değerlerin göz ardı edilmesi anlamına gelir ki, bu takdirde o davranışın ahlaki olduğu söylenemez. Çünkü salt çıkarcı davranışta bulunan kişi, o davranışı ahlaken doğru/iyi olduğu için değil de kendi kişisel çıkarına uygun gördüğü için yapar.
Kur'ân-ı Kerim'de yer alan "Gözler O'nu idrak edemez..." ifadesi Allah'ın zatı ve mahiyeti hakkında hüküm vermenin insan aklını aşan bir husus olduğunun beyanıdır. Hz. Peygamber de, "Allah'ın yarattıkları hakkında düşünün, fakat O'nun zatı hakkında düşünmeyin, çünkü siz buna güç yetiremezsiniz." buyurarak bu hususu bize bildirmiştir.
Öğrenmemizin sorumluluğunu kendimiz üstlenmeliyiz. Okullar bize nasıl öğreneceğimizi değil de ne öğreneceğimizi söylüyorsa, işin geri kalan kısmını da kendi kendimize halletmeliyiz. Dijital aşırı yüklenmenin beyinlerimizi ele geçirme tehdidiyle karşı karşıyaysak, kökleşmiş temel ilkeleri sıfırlamak için öğrenme hakkında bildiklerimizi kullanmalıyız. İş yeri, yarın işin bizim için ne anlama geldiğinden bile emin olamayacağımız kadar hızlı bir şekilde gelişiyorsa, önümüzdeki bilinmeyen geleceğe ancak öğrenme sürecimizin kontrolünü tamamen elimize alarak hazırlanabiliriz.
Cenâb-ı Hak Hz. Peygamber'e hitaben şöyle buyurur: "Sen Hakk'a yönelen bir kimse olarak yüzünü dine, Allah'ın insanı yaratırken özüne (fıtratına) nakşettiği tevhit inancına sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler."Bu ilahi beyana göre fitrat, Allah'ın insanların yaratılışına koyduğu, çok az bir gayret ve tefekkürle O'nun varlığına ulaşabilme imkânıdır.