Puan vermedi·192 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 17:47
Maggie O'Farrell’in okuduğum ikinci romanı ve yine beni derin bir duygu yoğunluğunun ortasında bıraktı. Hamnet’i okuduğumda kalbimin ortasına yerleşen o koca duyguyla ne yapacağımı şaşırmış, kitabın son sayfalarında derin derin nefes almıştım. Edebiyatın gücü karşısında bir kez daha hayran kalmıştım. Ama Esme Lennox beni bambaşka bir yerden vurdu. Kadın ve kadına dair meseleler bugün hâlâ çok konuşuluyor; fakat yıllar ve coğrafyalar değişse de kadının toplumdaki rolünün ve bu rolün sonuçlarının böylesine acımasız olabilmesi hâlâ kabul etmekte zorlandığım bir gerçek. 1930’ların İngiltere’sinde genç bir kadın: Esme. Özgür ruhlu, açık sözlü, kendi isteklerinin farkında, eğitime meraklı… Yani o yılların kadına biçtiği rolün tam zıttı. Kadının belli bir yaştan sonra eğitimine devam etmediği, yapabileceği tek şeyin evlenmek ve çocuk sahibi olmak olduğunun düşünüldüğü yıllar. Gerçi bugün bu zihniyetin ne kadar değiştiği de ayrı bir tartışma konusu(?) Esme’ nin özgür ruhu elbette önce ailesini rahatsız ediyor. Hayal gücü ve güçlü karakteri, dönemin en ağır damgasını yemesine neden oluyor: histeri. Yani bu özellikler bir çeşit delilik olarak görülüyor. Ailesi onu bir akıl hastanesine kapatıyor ve Esme tam 61 yıl boyunca o karanlıkta unutuluyor. Özgür ruhu tutsak ediliyor. Hastanenin kapanması gündeme geldiğinde, Esme’yi almaya en yakın akrabası Iris çağırılıyor. Varlığından bile haberdar olmadığı Esme ile karşılaşmasıyla roman başlıyor ve Esme’yi o kapalı kapıların ardına götüren sürecin nedenleriyle yüzleşiyoruz. Bu roman yalnızca bir hikâye anlatmıyor; güçlü bir toplum eleştirisi sunuyor. Kadın olmak, aile içi travmalar, kıskançlıklar ve insan doğasının karanlık tarafları üzerine derin bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor bizi. Ah, bu kitap hakkında daha ne çok şey söylemek
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20243,028 okunma
9/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 17:53
Benim Ateşli Şeytanım  Aurora Ascher Bu seride üçüncü kitaba geldiğimde şunu fark ettim: ben bu evrene baya baya bağlanmışım. Ama dürüst olayım, bu kitap diğerlerinden biraz daha “tatlı” hissettirdi. Daha duygusal, daha içe işleyen bir hikâyeydi. Meph… Ah Meph. İlk kitaplardan beri merak edilen o alaycı, her şeyi ti’ye alan, gülüşünün arkasına saklanan karakterin iç dünyasına girmek gerçekten etkileyiciydi. Dışarıdan baktığında umursamaz, hatta biraz “fazla rahat” biri gibi duruyor ama aslında içinde ciddi bir karanlık taşıyor. Ve bu karanlık, Iris’in yanında çatlamaya başlıyor. En sevdiğim şey de buydu zaten: Meph’in o maskesinin yavaş yavaş düşmesi. İris ise tam anlamıyla güçlü ama yaralı bir karakter. Travmaları, kayıpları ve özellikle güven problemi o kadar gerçekçi yansıtılmış ki… Onu okurken “haklı” diyorsun. Şeytanlardan nefret etmesi, mesafeli durması, kalbini korumaya çalışması çok anlaşılır. Ama işte kalp bazen mantık dinlemiyor… Meph’le olan o itişmeli başlangıç, yavaş yavaş yerini çok güçlü bir çekime bırakıyor. İkili arasındaki dinamik bence kitabın en güçlü yanı. Sürekli didişmeleri, laf sokmaları ama bir yandan da birbirlerini en iyi anlayan kişi olmaları… Hani şu “uyumsuz gibi görünen ama aslında tam birbirine uyan çift” vardır ya, tam olarak o hissi veriyorlar. Özellikle birlikte düşmana karşı durdukları sahnelerde o bağ çok net hissediliyor. Kitabın bir diğer güzel yanı da romantizmin yanında aksiyonun ve karanlık atmosferin dengesi. Geçmişten gelen o düşman meselesi hikâyeye ciddi bir gerilim katıyor. Sadece aşk okumuyorsun; aynı zamanda intikam, yüzleşme ve içsel savaşlar da var. Bu da kitabı tek boyutlu olmaktan çıkarıyor. Aurora Ascher’ın kalemine artık iyice alıştım diyebilirim. Mizahı hikâyeye yedirme şekli çok başarılı. En karanlık anlarda bile
Benim Ateşli ŞeytanımAurora Ascher · Parola Yayınları · 202625 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·480 syf.·
2025 73. kitabı
Okurken böylede kader mi olur diye yerden yere attım kendimi.Evet okuyunca sizde ne demek istediğimi anlayacaksınız ah be Fidan nasıl kaderin varmış.Tarih tekerrür edip sürekli aynı şeyi yaşattı sana.Ama yine gücünden ödün vermeden dimdik durdun.Hemen konusuna geleyim. Fidan ablasının kötü giden evliliğinde destek olmaya çalışır.Ablası aldatılmış ve eşinin tutarsız hareketleri vardır.Boşanmaya karar verdiğinde ise hem eşini hemde kendini zehirler ve intihar ederek öldürür. Gerçekleri sonradan öğrenen fidan ablasıyla babasının önceki eşinden olduğunu ve annesi zannettiği kadının üvey olduğunu öğrenir. Babasına ve annesine öfke duyar ve bu acıyla kendine zor gelir. O dönemleri atlatmasında en yardımcı Handır babasının asistanı olan Han daha ilk karşılaşmada Fidandan vazgeçmeyeeğini belirtir. Fidan her anında yanında olan adamla hayatını birleştirme kararı verir.Evlendiği gün üvey anneside intihar edince yıkılır. Sadece sevdiği adam vardır yanında evliliklerinin çok başında talihsiz bir kaza geçirir Han. Ama Fidan yaşadığına şükredip diğer eksikleri görmezden gelerek evliliğine devam ederler ta ki 20 yıl sonra Hanın tedavisine umut doğuncaya kadar. Ah be Fidan neler yaşadın nasıl bir kaderdi bu ama verilmesi gereken en doğru kararıda verdin. Erkeklerin özeti olan Han benden nasibini aldı okuyanlar ne dediğimi çok iyi anladı. Yazarla tanışma kitabımdı konusu verilen mesajlar o kadar iyiydi ki elimden bırakamadım.
Fidan HanımSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 2025856 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2025 103. kitabı
“Yaz Ayazı” Eyyyy Ruhhhh geldiysen üç kere vuuurrr!!!! İşte hep filmlerde gördüğümüz o meşhur sahne. Peki tam da o anda o ruh gerçekten geliverse? İşte her şey, kimsenin gitmek istemediği, lanetli dediği o eski evde başladı. Kim bilebilirdi ki sırf eğlence olsun diye milleti toplayıp ruh çağıran Derin’in bütün hayatının merkezi birgün o ev olacaktı. Ama o evde Derini bekleyen tek şey sadece esrarengiz ruhlar değil onu Amerikalardan küçük bir kasabaya getirecek, bütünn hayatını değiştirecek büyük bir aşktı. İris, ah kristal bir bardak gibi kırılgan, pamuk ipliği kadar hassas iris. Hastalığı dolayısıyla güneş ışığına çıkamayan gecelerin prensesi iris. Aşk, iki kişilikse güzeldir. Peki sizi her an izleyen, sizi hem koruyan hem de en büyük zararları veren, sizi kimseyle paylaşmak istemeyip kendinden başka herkesi sizden uzaklaştırmaya çalışan bir ruh dahil olursa? Yok, hiç öyle olmaz demeyin. Öyle bir olur ki. Tüyleriniz ürperir, olmadık tıkırtılar duyarsınız evinizin boş odalarından. Eh buyurun o halde aşk hayaletleri yenebilir mi hep birlikte görelim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim ve unutmayın ki aşk ten de değil tin de yaşanır.“Kış Güneşi” Çocukken yaşadıklarımız hayatımızı nasıl etkiler. Yıllar sonra büyüyüp yetişkin biri olduğumuzda çocukken yaşadıklarımız ya da yaşayamadıklarımız bizi nasıl biri yapar? Peki, yetişkinken yaptığımız her şeye “sen, ben küçükken ne yaşadım biliyor musun?” diye başlamak bizleri yaptığımız kötülüklerde haklı kılar mı? Evet, yine sorular, sorular… çünkü ben, bu kitabı okurken bu soruları defalarca kez sordum kendi kendime. Bu soruların tamamının cevabını yaşayarak öğreneceğini bilmeden başvurmuştu Selen o iş ilanına. İlanı beren kişinin kim olduğunu bile bilmeden. Ama olmuştu işte işe alınmıştı. Hem de Türkiye’nin en ünlü yazarlarından
1000Kitap
Yaz AyazıAynil Onur Yüksel · Hazer Yayınevi · 202461 okunma
Spoiler içerir, sonra okuyunca spoiler yedim demeyin ;)
8/10
·488 syf.··
2025 15. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2025 13:16
Kitabı bitirerek bu evrene veda etmiş oluyorum artık. Bir yanım nedense çok buruk. Sadece 2 kitaplık bir yolculuk olmasına rağmen Roman ve Iris benim için unutulmaz birer karakter oldular. Avalon Bluff'a, Oath Gazette'e ve Inkridden Tribune'e veda vakti... İlk kitapta Roman'ın kayboluşununun üzerinden birkaç hafta geçmiş olarak başlıyor kitabımız. Bu sırada da savaş hala devam etmekte. Iris bir şekilde Roman'ın hala hayatta olduğuna inanır ve ona ulaşmak için elinden her gelen şeyi yapar. Buna hırsızlıkta dahil. :D (eyyy aşk sen nelere kadirsin! :p) Bundan sonrası SPOILER içerebilir! Gelelim asıl duygularıma... Kitabı sevdim mi sevdim aslında. Ama ilk kitap kadar değil. İlk kitapta daha bir heyecan, aksiyon vardı. Bu kitapta ise beklediğimi bulamadım. Bazı şeyler çok yüzeysel geçilmişti. Mesela yeraltında Iris ve Dacre arasında yaşananlar. Nedense bana çok kolay ve basit geldi okurken. :/ İlk kitaptaki yumoş kalpli Marisol bu kitapta neredeyse hiç yoktu. Kitabın finalinde bile yazarın bu karakterden bahsetmemiş olmasına şaşırdım... Serinin final kitabı olmasına rağmen 400 küsür sayfalık kitaba herşeyi sığdırmak istemiş yazar. Mezarlık denilen bir grup ortaya çıkıverdi birden. Ne gerek vardı? Yazar asıl tanrıların savaşına odaklansaydı bunun yerine daha da güzel şeyler çıkardı ortaya diye düşünüyorum. Bir başka gereksiz olan şey yeni bir karakter dahil etmesi. Tobias... Sırf Attie ortada kalmasın diye oluşturulmuş bir karakterdi bence. :D Ortada bırakmadı seni yazarcığımız hadi yine iyisin Attie! :Dd Marisol ve Keegan, Forest ve Sarah çiftleri için kitapta pek yer yoktu. Birkaç sahne okuduk sadece. Forest ilk kitapta herkes için bir gizemdi. Iris abisini savaş cephesinde arıyordu. Nitekim bulmuştu da ama bu kitapta pek vakit geçirmelerine fırsat vermedi yazar. :(
1000Kitap
Sonsuz YeminlerRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 2025566 okunma
7/10
·488 syf.··
2025 55. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Temmuz 2025 16:37
ilk kitap benim için tamamen ortalamaydı ama bunu gerçekten beğendim. gördüğüm bütün kötü yorumlar, ilk kitabın daha iyi olduğunu söyleyen incelemeler yüzünden beklentilerim bayağı düşüktü ve ilk sayfaları okurken de aşırı sıkıldığım için (bütün karakterlerin adını unutmuştum) asla bu kadar beğeneceğimi düşünmezdim ama ikinci yarısından, özellikle roman'ın hafızasının geldiği bölümden sonra su gibi aktı. yine detaylı olarak bakılsa onlarca kusur bulunur özellikle dünya inşaası ve karakterlerle ilgili (evet karakterler,18 yaşında iki karakterden sen derinlik beklemiyor olabilirsin arkadaşım ama herkes sen değil) ama çoğunlukla ne kadar keyif aldığıma odaklandım ve yukarıda dediğim gibi beğendim de. özellikle yazarın anlatım tarzını çok seviyorum keşke günümüzdeki bütün fantastik kitap yazarları böyle yazsa. duyguları hissettirebiliyor, betimlemeleri çok sade ve yeterli, diyaloglar güzel ve çok çok akıcı. ama kitabın en beğendiğim yanı bu değil, karakterlerin günlük hayattaki sıradan kişiler olması. yani demek istediğim şu, özellikle epik fantastik denemelerinde görüyoruz seçilmiş kişiler, güçlü kudretli soylar, lanetli kehanetler ve tüm olay örgüsü bu kişilerin etrafında dönüyor, tek bir kişinin taht savaşını okuyoruz ama bu kitaptaki karakterler savaşı haber yapan iki tane sıradan muhabir. ve bir tek onların etrafında dönmüyor olay. savaşan askerler, aileleri, siviller, bencillikleri ve açgözlülükleriyle savaş çıkaran "tanrılar". kitaptaki ilişkileri çok beğendim. zorlama bir çift oluşturma çabası değildi, kendi kendilerini buldular karakterler. roman&iris zaten ana karakterlerimiz, onlar dışında marisol&keegan, attie&tobias, sarah&forest hepinizi çok çok sevdim. sonu yine kalbimi binbir parçaya böldü. ah ah zalim yazar o ikisine mutlu son versen kıyamet mı kopardı
Sonsuz YeminlerRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 2025566 okunma