• 183 syf.
    ·3 günde·9/10
    Çok geç kaldım belki seni okumaya. Ama geçte olsa seni okumak ayrı bir heyecan. Çünkü seni okumadan o kadar çok duydum ki. Zeze sen çok özel bir çocuksun... Bana çok şey katacağına eminim...
    Kitaba başlamadan önce sözlerime böyle başlamıştım. Ve de yanılmadım. En çokta geç okuduğuma üzüldüm.
    Şeker Portakalı; Brezilya edebiyatı klasiklerinden ve de Jose Mauro de Vasconcelos’un başyapıtı. Tabi kitabı henüz okumadan önce küçük bir araştırma sonucu bu bilgiye vardım. Kitap yaşça benden büyük. O yüzden diyorum ya okumaya nasıl geç kaldım, bu konuda kendimi eleştiriyorum. Çok değerli eserlere geç kalınmamalı diye düşünmekteyim. En önemli karakter Zeze ve Portuga. Henüz beş yaşındayken okumayı kendiliğinden öğrenen Zeze. Çok ama çok yoksul bir ailenin çocuğu Zeze. Kitabın yazarı da yoksul bir aileden yetiştiği için belki de Zeze’ yi bu yüzden bu kadar güzel, duygulu, anlatabilmiş. Mahallenin haylaz çocuğu, bütün aileden en çok dayak yiyen çocuk, evine boyacılık yapıp, şarkılar söyleyip, şarkı sözleri satıp, ekmek götürmeye çalışan çocuk ve de sınıfının en başarılı öğrencisi aynı zamanda en güzel hislere sahip çocuk. En güzel hisler diyorum; çünkü okulun en çirkin öğretmeninin vazosunu çiçeksiz bırakmayan güzel çocuk. En önemlisi hayat dolu, umut dolu. İki sırdaşı var. Biri konuştuğuna inandığı şeker portakalı Fidanı, diğeri kendisinde çok büyük dayak yedikten sonra başlarda ölmesini istediği ancak zamanla en bağlandığı insan tonton Portuga...Bu ikisi hayata bağlanmak için son umudu. Fakat hayatında en önem verdiği Portuga nın ölümü ve de şeker portakal ağacının yıkılması yaşama sevincini yok ediyor. Göğe teslim olmak istiyor. Kendini ölüme bırakıyor. Umutlarının bittiğine inanıyor. Yaşamaya değer bir sebebin olmadığına inanıyor. Ancak portuganın ona öğrettiği şefkat duygusuyla yeniden yeşeriyor ve yaşıyor. Ah Zeze sen ne güzel bir çocuksun. En temiz duyguları dolu dolu yaşattın. Gerçekten okurken ölüyorsun sandım ve ağladım. Aslında hepsine ne çok şey öğrettin ancak görmediler göremediler. Bana da öğrettin Zeze bana da . Uzun zaman sonra tekrar bir kitabı bitirirken gözlerimde yaşlar aktı. Ve bunu sen yaptın ZEZE. İlk inceleme yazım ne diyeceğim bilmiyorum ama şunu söylüyüm hayatımızda çok ama çok temiz duyguları kaybediyoruz...
  • 184 syf.
    Zeze adında minik bir çocuk ve onun hayatı tanıma öyküsü. Şeker portakalı fidanına duyduğu aşk ve en iyi dostu, Portugası'na beslediği sevgi. Kısaca konusu bu kitabın. Görüldüğü üzere öyle çok da olağanüstü bir kurguya sahip değil. Peki neden bu kadar çok seviliyor? İşte burada yazarın başarısı ortaya çıkıyor.

    Zeze'nin sıradan bir çocuk olmadığını anlamak çok da zor olmuyor. Farklı bir çocuk Zeze. Bu farklılığı kendi başına okumayı sökmesine mi borçluyuz, hayatta en önemli şeyin sevgi olduğunu söylemesine mi, yoksa şarkıların önemini kavrayabilmiş olmasına mı? Belki de bunların hiçbiri değildir. Beş yaşında olmasına rağmen acının ne demek olduğunu anlamış olmasıdır belki de Zeze'yi diğer çocuklardan farklı kılan. Kim bilir?

    Ah Zeze ah. Nasıl bir çocuksun sen? Kimi yerde güldürdün, kimi yerde ağlattın. Kısacık bir kitaptı oysa. Nasıl sığdırabildin o kadar şeyi bu kitabın içerisine?

    En ufak bir şeyde dahi ailenden o kadar şiddet görmen açıkçası beni çok üzdü Zeze. Ama yine de hiçbirinden nefret etmedin. Daha çok sevdin, özür diledin her seferinde. Beni çok şaşırttın Zeze.

    Kitapta beni en çok etkileyen şey ne sevgili Portuga'sını kaybetmesi ne de şeker portakalı fidanının kesilmesi oldu. Gidip akşama kadar ayakkabı boyayıp/cilalayıp para kazandıktan sonra o parayla işsiz ve parasız bir şekilde evde oturan babasına sigara almasıydı beni en çok etkileyen bölüm. Sigarayı çıkarıp babasının ağzına koyuşu ve onu yakışı. "İç," deyişi. Yüreğim sızladı.

    Çocukluk yıllarının o yoksul yaşantısını şu iki cümleyle bakın nasıl da güzel özetlemiş Zeze:

    "Totoca ve ben çantalarımızı omzumuza asıyorduk. İçinde kitaplarımız, defterlerimiz; bir de kalemlerimiz vardı yalnızca. Kahvaltılık bir şey söz konusu değildi; öbür çocuklar içindi bu!"

    "Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik."

    Diğer çocuklar noelde hediyelere boğulurken Zeze'ye tek bir oyuncak bile alınmaması karşısında o çocuk haliyle üzüntüsünü dile getirdiği şu cümleye ne demeli?

    "Kötüsün, küçük İsa! Ben ki bu kez benim için Tanrı olarak doğacağına inanıyordum, bana bunu yaptın demek! Neden beni de öbür çocukları sevdiğin gibi sevmiyorsun! Uslu durdum. Kavga etmedim, derslerime çalıştım, sövmedim, "kıç" bile demedim. Neden bana bunu yaptın, küçük İsa?"

    Kısacası beni etkileyen kitaplar kategorisine Şeker Portakalı da eklenmiş bulunmakta. Okumamış olanlara naçizane tavsiyem okumaları yönünde olacaktır. Zaten okumuş olanlar da bana hak vereceklerdir diye düşünüyorum.
  • 184 syf.
    ·10/10
    Ah zeze sen nasıl bir çocuksun böyle? Nasıl dokundun ruhumun kırıklarına?

    Çok duygusal, insanın içini burkan bir kitap okumak için geç kaldığım bir kitap, hayatın tatlı ama daha çok acı yönünü gösteren bir kitap

    Bana göre bu kitabı özetleyen bendeki cümle bu: Jose Mauto yaşadığı bütün acılarını, umutsuzluklarını, masumiyetini zezenin omuzlarına yüklemiş ve bizim acılarımıza ışık tutmak için satırlara dökmüş

    İyi okumalar....
  • 184 syf.
    ·Puan vermedi
    Ah Zeze! Sen nasıl bir çocuksun?
    Eser beş yaşındaki yaramaz aynı zamanda çok akıllı, çalışkan ve başarılı bir çocuk olan Zeze'nin yoksulluk, acı ve ümit dolu çocukluk yıllarını anlatıyor.
    Çok duygusal okunmaya değer bir eser.İyi okumalar dilerim...
  • 184 syf.
    Ah zeze sen nasıl bir çocuksun böyle? Nasıl dokundun ruhumun kırıklarına?

    Çok duygusal, insanın içini burkan bir kitap okumak için geç kaldığım bir kitap, hayatın tatlı ama daha çok acı yönünü gösteren bir kitap

    Bana göre bu kitabı özetleyen bendeki cümle bu: Jose Mauto yaşadığı bütün acılarını, umutsuzluklarını, masumiyetini zezenin omuzlarına yüklemiş ve bizim acılarımıza ışık tutmak için satırlara dökmüş

    İyi okumalar....
  • 184 syf.
    ·Puan vermedi
    o kadar güzeldiki okurken bazen kendimi kaybettim. Zeze nin yaşadıkları o kadar kötüydü ki ona rağmen hayatına devam etti. Şu şefkat ne kadar önemli hele de bu dünyada çocuksan. Bu kadar masum bizden ilgi bekleyen o küçücük yavrulara nasıl vurabilirsin ki. Ah Zeze ah sen ne kadar akıllı bir çocuksun öyle her şeyi anlayan kavrayan bazen ailesini düşünen onlar için çalışmaya bile giden .Ben Zeze yi çok sevdim çokk.
  • 186 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."

    Sonunda okuyabildim şu meşhur Şeker Portakalı'nı. Dendiği kadar var mıymış? Evet varmış.

    Zeze adında minik bir çocuk ve onun hayatı tanıma öyküsü. Şeker portakalı fidanına duyduğu aşk ve en iyi dostu, Portugası'na beslediği sevgi. Kısaca konusu bu kitabın. Görüldüğü üzere öyle çok da olağanüstü bir kurguya sahip değil. Peki neden bu kadar çok seviliyor? İşte burada yazarın başarısı ortaya çıkıyor.

    Zeze'nin sıradan bir çocuk olmadığını anlamak çok da zor olmuyor. Farklı bir çocuk Zeze. Bu farklılığı kendi başına okumayı sökmesine mi borçluyuz, hayatta en önemli şeyin sevgi olduğunu söylemesine mi, yoksa şarkıların önemini kavrayabilmiş olmasına mı? Belki de bunların hiçbiri değildir. Beş yaşında olmasına rağmen acının ne demek olduğunu anlamış olmasıdır belki de Zeze'yi diğer çocuklardan farklı kılan. Kim bilir?

    Ah Zeze ah. Nasıl bir çocuksun sen? Kimi yerde güldürdün, kimi yerde ağlattın. Kısacık bir kitaptı oysa. Nasıl sığdırabildin o kadar şeyi bu kitabın içerisine?

    En ufak bir şeyde dahi ailenden o kadar şiddet görmen açıkçası beni çok üzdü Zeze. Ama yine de hiçbirinden nefret etmedin. Daha çok sevdin, özür diledin her seferinde. Beni çok şaşırttın Zeze.

    Kitapta beni en çok etkileyen şey ne sevgili Portuga'sını kaybetmesi ne de şeker portakalı fidanının kesilmesi oldu. Gidip akşama kadar ayakkabı boyayıp/cilalayıp para kazandıktan sonra o parayla işsiz ve parasız bir şekilde evde oturan babasına sigara almasıydı beni en çok etkileyen bölüm. Sigarayı çıkarıp babasının ağzına koyuşu ve onu yakışı. "İç," deyişi. Yüreğim sızladı.

    Çocukluk yıllarının o yoksul yaşantısını şu iki cümleyle bakın nasıl da güzel özetlemiş Zeze:

    "Totoca ve ben çantalarımızı omzumuza asıyorduk. İçinde kitaplarımız, defterlerimiz; bir de kalemlerimiz vardı yalnızca. Kahvaltılık bir şey söz konusu değildi; öbür çocuklar içindi bu!"

    "Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik."

    Diğer çocuklar noelde hediyelere boğulurken Zeze'ye tek bir oyuncak bile alınmaması karşısında o çocuk haliyle üzüntüsünü dile getirdiği şu cümleye ne demeli?

    "Kötüsün, küçük İsa! Ben ki bu kez benim için Tanrı olarak doğacağına inanıyordum, bana bunu yaptın demek! Neden beni de öbür çocukları sevdiğin gibi sevmiyorsun! Uslu durdum. Kavga etmedim, derslerime çalıştım, sövmedim, "kıç" bile demedim. Neden bana bunu yaptın, küçük İsa?"

    Kısacası beni etkileyen kitaplar kategorisine Şeker Portakalı da eklenmiş bulunmakta. Okumamış olanlara naçizane tavsiyem okumaları yönünde olacaktır. Zaten okumuş olanlar da bana hak vereceklerdir diye düşünüyorum.