Yaşamında, seni yiyip bitirmeyen hiçbir an yoktur, hem seni hem de yakınlarını; senin de bir yok edici olmadığın, bir yok edici olmak zorunda kalmadığın hiçbir an yoktur; en küçük gezintin binlerce zavallı solucanın yaşamına mal olur, attığın tek bir adım, karıncaların inşaatlarını sarsıp ezer ve küçük dünyalarını berbat bir mezara çevirir. Ha! Beni etkileyen, arada bir esip gelen felaketler değil, köylerinizi alip götüren o seller, kentleri yutan o depremler değildir; yüreğimi kemiren, doğanın bütününde gizli olan, hiçbir şey yaratmayan, kendini yok etmekle kalmayıp çevresindekileri de yok eden o tüketici güçlerdir. Bundan ötürü kaygı içinde yalpalıyorum işte. Gökyüzü, yeryüzü ve onları ören güçler çevreliyor beni ve gördüğüm, sonsuza dek her şeyi yutup geviş getiren bir canavardan başka bir şey değil.
"niçin siz insanlar" diye haykırdım, "bir konudan söz etmek için, hemen, bu budalacadır, şu akıllıcadır, bu iyi, şu kötüdür demek zorundasınız! bu be anlama geliyor? yargıladığınız eylemin içsel koşullarını araştırdınız mı? eylemi meydana getiren, onu bir zorunluluk haline getiren nedenleri kesin olarak belirleyebiliyor musunuz? eğer böyle yapmış olsaydınız yargılarınızı öne sürerken bu kadar aceleci olmazdınız.
dünyanın bütün işleri aşağılıktır; başkalarının sözüyle hiçbir tutkusu ya da gereksinimi olmaksızın, para, şan, şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman budaladır.