Öyleyse, Hz. Peygamber’in sünnetine ve O’na vahyedilmiş olan şerîata bağlılık, kendi varlığının derununda saklı ilahî sıfatlara ulaşmayı arzulayan kişinin izleyebileceği yegâne yoldur.
Zaten İbn Arabî, onu fıkıhta zâhiri mezhebine mensup olarak takdim eden yaygın kanaatin aksine, her hangi bir itikadî ya da fıkhî mezhebe taklit bağıyla bağlı değildir. O -kelimenin en muhkem mânâsında- tamamen müstakil olarak, bir muhakkik ve müctehid sıfatıyla görüş bildirir.