• Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek...

    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin, ellerin ve parmakların

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım uymaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    Mona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Sezai Karakoç
  • Ardımda bırakıp gül çağrısını
    Ayrılık anı bu sisli şarkıyı
    Irmaklar gibi akıp uzun uzun
    Terkediyorum bu kenti
    Ahh, ölüler gibi
  • Ardımda bırakıp gül çağrısını
    Ayrılık anı bu sisli şarkıyı
    Irmaklar gibi akıp uzun uzun
    Terkediyorum bu kenti.

    Ahh, ölüler gibi...

    Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa
    Şimdi, sonsuz bir yangın gibi
    Sevmesem öyle kolay çekip gitmek;
    Yaralı bir kuş gibi.

    Düşlüyorum bu kenti
    Son bir aşk gibi.

    Şair Ceketli Çocuk
  • 9 Mart
    3:20


    ~ Dikkat fazla duygu yoğunluğu içerir. ~



    Bu yazacaklarımı daha önce de farklı farklı biçimlerde gerek bütün kitaplarının incelemelerinde gerek onun adına yazdığım yazılarda burada paylaşmıştım. Ekleme olarak tanışma hikayemden de bahsedeceğim. Giderayak son bir kez daha yazma gereği duyuyorum. Neden yazma gereği duyuyorsun sevgili Derya? Ne lüzumu vardı ahhahaha ah. Bu 'lüzum' kelimesi de ayrı komik geliyor nedeni belirsizce. Bilmiyorum neden yazmak istediğimi. Yani biliyorum da bilmiyorum...


    Kitaplarının ismini duydukça:

    " - Abartıyorlar. Ne yazmış olabilir ki bu kadar? Sayfalarca? "

    dedim... evet ben dedim...
    O zamanlar edebiyat okuyan bir okur değildim. En çok felsefe olmak üzere biyografi, psikoloji, tarih gibi konularda yazılan kitapları, araştırmaları vs. okuyordum. Friedrich Nietzsche kadar beni sarsacak bir yazar olacağını düşünmezdim. O zamanlarki incilim Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıydı.

    Tutunamayanlar'ı satın bile almadım. Bir arkadaşımdan ödünç aldım. Yukarıda da dediğim gibi abartılan bir yazar ve kitap olduğunu düşündüğüm için, bir ön yargıyla okumaya başladım. Şaka gibi... Bugünlerde o ön yargımı hatırladıkça... neyse okumaya başladım. Okudukça okuyorum falan kendi kendime diyorum ki 'Derya sen büyük yanıldın' 117 gün o kitap benimle gezdi. Süreci bilerek uzattım. Çünkü asla o ilk okuduğum gibi olamayacağını sayfalar azaldıkça anlamıştım... Istırap verici bir güzellikti... Ilk defa yazarını hiç araştırmadan okuduğum bir kitaptı. Kitabı bitirince -tabii bitirdim dediğime bakmayın bitseydi şu an bunları yazıyor olmazdım- hemen yazarı araştırdım. Kitabın arka kapağında ve önsözünde yaşamadığı yazdığı halde nasıl bir yargıyla okuduysam farketmemişim... Yaşamadığını öğrendiğimde hissettiğim o üzüntüyü, o kırıklığı hiç bir kelimeyle şimdilerde bile açıklayamam...
    O süreçte algımdaki seçicilik öyle boyutlara ulaşmıştı ki Oğuz ismindeki insanlarla tanıştığımda, duyduğumda ya da okuduğumda tuhaf hissettiriyordu. Aynı şey kitaplarındaki karakter isimleri için de geçerliydi. Ve başka başka yan etkiler... Geç tanıdım erken kaybettim... Öyle işte... Şimdilerde o ön yargımı hatırladıkça... utanç duyuyorum... Lanete uğradım zaten...
    Yazar yaşamıyor olmasına rağmen benden intikamını hala alıyor. Bir yanda Nietzche bir yanda Atay... Söylenecek bir şey yoktu... Artık yapılacak tek şeyin eyleme geçmek olduğunu anlamıştım...


    Bu yazacaklarım her yazar için geçerli. Ama ben çok değer verdiğim ve lanetine uğradığım bu yazardan bahsedeceğim şimdi. Şimdi diyorum ama cümlelerin arasında uzun zaman aralıkları olacak büyük ihtimal...


    Bir senedir bu siteyi kullanıyorum. Tabi ilk zamanlar bir çok kişinin kullandığı gibi bende sadece okuduklarımı kaydetmek için giriyordum. O zamanlar Olric yoktu ahahhah ah. Neyse... filan da falan... Sonralarında Oğuz Atay sayesinde siteyi aktif kullanmaya başladım. Ne olduysa onunla başladı ya zaten ney Se...
    Artık daha nasıl adlandıracağımı bilemediğim bu Oğuz Atay (...) benim onu, sözde okuyanlarını (?) ve yine sözde hayranlarını (?) incelemeye itti.
    Kendi sosyal hayatımda Oğuz Atay'ın kitaplarını okuyan insanlar yok.
    (Tutunamayanlar kitabını ödünç aldığım arkadaşıma kitap, hediye edilmiş. Yani o da bir Atay okuru değildi. Ona hediye eden kişi de kitabın birinci bölümünü okuduktan sonra saçma olduğunu düşünmüş ve kitabı bu arkadaşımın isteği üzerine ona hediye etmiş.)
    Öyle herkese tavsiye de edemiyorum. Ona iyi bak(a)mayacaklarından şüphe duyduğum için... Bu sitede okuyanları görmek mutlu etmişti başlarda. Ama başlardaydı işte...
    Daha sonraları yukarıda da dediğim gibi sözde okur ve hayranlarını incelediğimde, bir hayal kırıklığına uğradım. Bu kırıklık öfkeye, öfke de tiksintiye dönüştü şimdilerde. Çok içten söylüyorum:

    TIK SI NI YO RUM !

    O, bu, şu, Seren, Ahmet, Mehmet her ne isen eğer;

    'Ben Oğuz Atay okudum!'

    'Ben Oğuz Atay hayranıyım!'

    'Ben tutunamıyorum!'

    'Ben bilmem ne bilmem neyim!' (...)

    diyorsan bunun ağırlığını taşımak zorundasın! Evet zorundasın! Başka türlü çok komik oluyor çünkü! Gerçekten çok komik oluyor!
    Ve de TIK SIN DI RI CI ! Komik ve tiksindirici!



    Burası sanal bir mekan. Ben kimsenin gerçek hayatında nasıl bir tavır sergilediğini bilemem. Sadece tahminde bulunabilirim. Ama belirli tavırlar var ki bunlar istense bile saklanamaz. Bu tavırlar en çok kişinin duygu yoğunluğu yaşadığı anlarda ortaya çıkar. Ve mekan ister sanal ister başka bir şey olsun herkes kendi karakterini gösterir. Bazı tavırların sahtesi olmaz. Bilirsiniz.

    Bunları yazmak hiç kolay değil. Çünkü bunları yazan bir insanın bu eleştirdiği tavırları yapmıyor olması gerekir. Biliyorum çünkü ben... benim çevrem iyi ben kötüyüm! Daha önce de dediğim gibi içim çok rahat. Kendi niteliklerimi, yaptıklarımı, yapmakta olduklarımı söyleyip ne hayatımı bu kadar açık anlatacağım ne de kendimi öveceğim. Bu benim karakterime uygun bir tavır değil. Bu konuda kendimi sadece kendime kanıtlamaya çalıştım, çalışıyorum. Başkaları umrumda değil. Yaptığım, yapmadığım hiç bir şeyi övgü almak için uğraşarak yapmadım. Övgüye ihtiyaç duymayacak kadar iyiyim. Ayrıca övgü alan her niteliğin zamanla o niteliğe zarar vereceğini de biliyorum. Ki anlayamıyorum da zaten böyle bir konuda övgü alma çılgınlığını. Övgü övgü övgü! Insanlar çıldırıyor bunun için... ne kadar da... saçma çok saçma.


    Dedim ya başlarda mutlu olmuştum Atay okuyanları görünce. O zamandan bu zamana kadar, mutluluğum tiksintiye dönüşse de yine de bir arayış içerisindeydim.
    Her ne kadar olmasa da, -yaşamaksa Alaska'da* daha kolaydır kaanka!♪ahahha ah neyse... özgürlük çok önemli. Konu kitaplar olunca da onların da özgür kalması benim için önemli. Kitapların özgürlüğünün, öğrenilen bilgi gibi paylaşılarak olacağına inanıyorum. Işte tam da bu yüzden bana ait olan Atay kitaplarını burdaki bir okura armağan etmeyi çok istedim... Ama maalesef bu değeri anlayabilecek ve daha da önemlisi ona iyi bakacağından emin olduğum bir okur tanıyamadım...



    BEN, SEN, O
    kitap satın almıyoruz.
    Atay gibi daha nice yazarın; acısını, çocukluğunu, hayat görüşlerini, duygularını (...) satın alıyoruz.
    Onlar yazdılar. Üzgünken, mutluyken, kızgınken yazdılar. Başka şeyler yapmak yerine yazdılar. Her şeye rağmen yazdılar. Çoğumuzun bırakın isim vermeyi, ifade bile edemediği hissiyatları bizler için var ettiler yazdıklarıyla... ve daha daha fazlası tabii...

    Ahh yani lütfen bir yazarı, bir kitabı seviyorum derken gerçekten dürüst olalım. Çünkü başka türlüsü komik geliyor bana... Çok komik...




    "Günlerce, göz yaşları içinde, sana yazmayı düşündüm. Fakat ıstırapların beni nasıl harap ettiğini, aklımı ve duygularımı nasıl altüst ettiğini bilemezsin. Ağlamaktan kızarmış gözlerimin önünde, yazmaya çalıştığım satırlar bulanıyor, bir şeyler yazabilmek için boş yere çırpınıyordum. Kaç kere, iki satır yazdıktan sonra yırttım? Kaç kere, satırların arasında göz yaşlarımı tutamayarak kendimi yatağa attım? Bilmiyorum."

    .................





    Öleceğimi bilsem bile... ahhhahhah ah komik oldu bu neyse... Senin hakkında yazdıkça her kelime ile birlikte biraz daha... Bu neye yarar ki... biliyorum... biliyorum da bilmiyorum... Ölüm karşısında söylenilen her şey anlamsız... ne farkeder ki... hiç... zor olduğunu biliyordum yani öyle diyorlardı... diyorlardı diyorlardı... bu insanlar neden konuşmayı bu kadar çok seviyor?! Ama affedersin bu en uygunsuz cümle olmadı. Bu insanlar neden konuşmuş olmak için konuşuyor?! Bu insanlar bu insanlar? Kim bu insanlar? Yok merak edilesi değil. Gereksiz ve aynı. Diğerleri de gereksiz ve aynı. Şimdilerde...? evet şimdilerde anlıyorum onun bile gereksiz ve aynı olduğunu...tiksintim de yoruldu... karmaşık...
    boşver... yok b o ş u n a biliyorum yani.... biliyorum bilmiyorum ama bu yoğunluk sadece kendime saklamama engel oluyor... ki kendime saklamamın ne anlamı var."...bir anlam aramamalı. Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir şey yoktur." bu karmaşa o kadar yoğun ki unutuyorum...
    yeter artık... 够了...
    aptal gibi davranmak... aklı korumak için...yazılar yazılar kendi seslerinde... kendi içlerinde boğuluyor... devam etme kendine bunu yapma diyorlar yine... bu beni bile aşıyor (muş)... muşmuşmuşdamuşmuşgiller! Insan olmayı reddediyorum! Seçebilseydik ah bir seçebilseydik! Ahahhh ah yansın her şey! Cahiller! Hayır cahil değil katiller! Asıl siz gibiler katil! Ölüler... ölülerle yaşıyorum... yazık... bir gün... nevermind... nevermind... gitsin... çok tekrar edince boşveriliyor... öyle bir şey yok yalan... gülerken ağlamayı... ve ağlarken gülmeyi... hayır hayır en çok da ağlarken gülmeyi... cehennemim... cehennemim rahat...

    Bizler gerçekten de... "bu kulaklara uyan ağız değil(iz)."


    Senin yerine bir kaç gereksiz ölmeliydi... bir kaç gereksiz...


    " BAT DÜNYA BAT ! "
  • https://youtu.be/p2zlaXkvxyA

    Hiç söylenmemiş sözler söylemeli 

    El değmemiş duru sözler sevdiğim için 
    Sevdiğim ! 
    Şehir giysileri kıskanır ve bu yüzden bürünür geceye 
    Güneş gözlerinden beslenir ve saçlarını kollar görmek için 
    Sensizken; şehrin boş meydanlarında yürüdüm 
    Kalın puntolarla iri laflar ettim 
    Öfkemi saldım iri dişli postallar üzerine ​


    Sevdiğim! VERA! 
    Hangi çocuğu okşadın 
    Ellerinde gülden kokular,dilinde aşk nameleri 
    Söylesene VERA! hangi çocuğun adını andın 
    Sahi VERA! 
    En son ne zaman görmüştük Senayı? 
    Hatırlasana; deli kız sana emanet etmişti o bombaları ​


    Sevdiğim ! Bak umut kan pıhtısı rengine döndü 
    Sen VERA! Filistin’den geçerken sakın eteklerini toplama 
    Biraz kan bulaşmış şekilde çık karşıma 
    Ve sakın UNUTMA!!! 
    O ilk çocuğumuzdur. 
    Asırlardır dillerde olan Leyla’dır 
    Meryem’in suskunluğunda can bulan gözleri vardır Züleyha’nın 
    Daha düşmeden kirli kelimeler diyarına ​


    Bilir misin VERA! 
    Kaçıncı çocuk,? bu kaçıncı kertik yüreğe atılan 
    Artık eskisi gibi değil; daha da sancılı, artık daha da sancılı 
    Asırlardan uzat ellerini VERA 
    Ellerini bulur ellerim bir girozni kuşatmasında 
    Dağları görüyor musun VERA 
    Her bir dağa bir çocuğumuzun adını koymuşlar 
    Muratım! Metinim !Beratım! 
    Hani omuz omuza vermiştik ya bir namaz kıyamında 
    Hani beraber açmıştık orucumuzu 
    Kimi Marmara’da kimi yıldızda 
    Koş VERA koş! ülkemin sürgün yerlerine koş 
    Ağlama deli kız ben ağlarım 
    Seni böyle görmemeli her okul kapısında türkümüzü söyleyen kızlarımız 
    Ve Annelerede söyle; sakın ağlamasınlar ve onlara sakın ölüler demesinler ​


    Söylesene VERA! 
    Çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpece değildir? 
    Öfkemiz taş doğursun VERA 
    Taş doğursun, yüreklerimizi söksün yerinden 
    Bak her tarafta ellerinde sapanlı Ebabiller 
    Ebrehe’nin tanklarına kan kusturur 
    Şimdi kızıl denizi boğan, şimdi Firavunu boğan kızıl denizi 
    Ağlama duvarının önünde görürüm 
    Ki Asa değil Musa’nın elindeki çağın sökülmüş kalbidir 
    Bir şubat gecesi kaybettik esrarımızı VERA 
    Kendimizi odalarımızda bulduk 
    Postallı korkularımızla ​


    Söylesene SEVDİĞİM! 
    Hangi rengini çaldılar gökyüzünden 
    Bak zulüm Çin seddini aştı 
    Ahh SEVDİĞİM 
    İçimizdeki Musalardan ne haber vardır? 
    İbrahimlerden Yusuflardan 
    Yoksa Musa’yı kızıl denizde yalnız mı bıraktık? 
    Kendi ellerimizle mi verdik İbrahim’i Nemrutlara? 
    Şimdi hangi kuyudan gelmede Yusuf’un sesi 
    Unutma VERA ! 
    Filistin de her doğan yeni çocuk ilkin annelerinin göğsüne 
    Sonrada yerdeki taşlara uzanırlar ​


    Neredesin ? 
    Ey İsmail in boğazındaki merhamet 
    Üzerimizde ki bu acıyı kaldır 
    Ya ebabilleri gönder ya bizi de oraya aldır 
    Her taraftan bana yönelir seni arayan sesim 
    VERA BENİM!
    VERA BENİM!​


    Numan Arıman​
  • Mona Roza
    M-ona Roza, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    U-lur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Roza, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    A-çma pencereni perdeleri çek
    Mona Roza seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Roza, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek…

    Z-eytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Z-ambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    E-llerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin, ellerin ve parmakların

    Z-aman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    A-kşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    K-i ben Mona Roza bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Roza bulurum seni

    K-ırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım uymaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

    A-rtık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Y-ağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    A-ltın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    M-ona Roza siyah güller, ak güller
    Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Roza siyah güller, ak güller

    Sezai Karakoç
  • Mona Rosa, siyah güller, ak güller
    Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Ah, senin yüzünden kana batacak
    Mona Rosa siyah güller, ak güller

    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
    Mona Rosa, bugün bende bir hal var
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa
    Ulur aya karşı kirli çakallar

    Açma pencereni perdeleri çek
    Mona Rosa seni görmemeliyim
    Bir bakışın ölmem için yetecek
    Anla Mona Rosa, ben bir deliyim
    Açma pencereni perdeleri çek...

    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Bende çıkar güneş aydınlığa
    Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
    Seni hatırlatıyor her zaman bana
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
    Işıksız ruhumu sallar da durur
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi
    Ellerinden belli oluyor bir kadın
    Denizin dibinde geziyor gibi
    Ellerin, ellerin ve parmakların

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Saat onikidir söndü lambalar
    Uyu da turnalar girsin rüyana
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Akşamları gelir incir kuşları
    Konar bahçenin incirlerine
    Kiminin rengi ak, kimisi sarı
    Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
    Akşamları gelir incir kuşları

    Ki ben Mona rosa bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O masum bakışlar su kenarında
    Ki ben Mona Rosa bulurum seni

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
    Henüz dinlemedin benden türküler
    Benim aşkım uymaz öyle her saza
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa

    Artık inan bana muhacir kızı
    Dinle ve kabul et itirafımı
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı
    Artık inan bana muhacir kızı

    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
    Bir gün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
    Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
    Bir tüy ki kapalı gece ve güne
    Altın bilezikler o kokulu ten

    Mona Rosa siyah güller, ak güller
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
    Kanadı kırık kuş merhamet ister
    Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
    Mona Rosa siyah güller, ak güller