Kitabı incelemeye girişmeden önce okuyacak arkadaşlardan bugüne değin gerek okullardaki Sünni din eğitimi, gerek aile ve çevreden duydukları belli belirsiz söylemlerden kendilerine kalan ne varsa hepsini bir kenara koymalarını rica edeceğim; sağlıklı bir okuma için. Çünkü okuduklarınız hiç şüphesiz sizi dehşete düşürerek "peygamberim yapmaz, sahabem yapmaz" edasıyla derin bir inançsal yıkıma sürükleyecek.
Her neyse.
İstisnalar elbette ki olmakla birlikte birçok Müslüman'ın kendi din ve inanç sistemlerine ilişkin okuma/araştırma yapmadıkları şüphe götürmez bir gerçek iken bilhassa Muhammed peygamberden sonraki döneme dair oldukça yetersiz olduklarını görüyorum. Bilinçsiz bir çabanın ürünü de olabilir bu; yaşananların ağırlığı altında soluksuz kalmamak için verilen bir savaşın da. Oldukça çirkin, yüzleşilmesi sağlam bir inanç ve vicdan gerektiren bir tarih söz konusu çünkü.
Sebep o veya bu. Sonuç olarak bu döneme dair insanların zihninde yer edinen fikirler(!) oldukça komplike olmalarının yanı sıra tarihsel gerçeklikten son derece kopuk ve de ütopik.
Bakınız: "Dört Halife Devri İslam'ın Cumhuriyet dönemidir.", "Müslümanlar çok iyi anlaşıyordu ama sınırlar genişleyip de yabancı kültürler imparatorluğa katıldıkça araya fitne girdi ve çatışmalar başladı. İslam dünyası bu yüzden bölündü.", "Ne yapmış olurlarsa olsunlar sahabeler hakkında kötü konuşulmamalı." gibi gibi.
Canım arkadaşlar. Caaanım Sünni arkadaşlar. Dört Halife Devri'ne Cumhuriyet demekte neden direttiğinizi anlıyorum ama o iş öyle değil. Yani yok, ortada seçim falan yok. Muhammed peygamberin cenazesi henüz kaldırılmamışken ve peygamber Ali üç yakın akrabasıyla birlikte cenaze işlemleriyle uğraşırken ilk halife Ebubekir'in nasıl seçildiğini(!) anlatayım mı? Ya da ikinci halife Ömer'in nasıl da Ebubekir