En keskin acılar, en onulmaz yaralar bir tutam özlemle başlar ve tirersin.
Kekremsi yalnızlığına sitem edip etmemek arasında gidip gelirsin.
Sığınırsın kekik kokulu dağlara.
Dökersin ne kadar saklanmış söz varsa boşluğa.
Bağırırsın son ses.
Avazın çıktığınca.
Kısılır ses.
Hala sinmemiştir içine haykırışların.
Yüreğin soğumamıştır.
Sonra susar dilin.
Lâl olursun kendine.
Sahibine yetişecek hecelerin yoksa,
vurursun sükutunu kör bir geceye.
Ağlar bakışlar.
Arar gözler.
Yas tutar yaşla dolu kirpikler.
Hayaller kurarsın.
Avutursun olmadık zamanlarda olmadık duygularla.
Güya hiç ummadığın bir zamanda,
hiç ummadığın bir mektup gelmiştir.
Senli bir mektup.
Açıp okumaya başlarsın.
Mektup mu seni okur, sen mi mektubu farkına varamazsın.
Uyanırsın.
Bütün bunların bir rüya olduğunu anlarsın. Yıkılırsın minderin üzerine yüz üstü.
Hıçkıra hıçkıra ağlarsın.
İşte sabahların kapalı zarfını açan bir gün daha başlıyor.
Gözlerim ölüm uykusundan daha yeni uyanmış gibi.
Gözlerim şiş. (aynaya bakıyorum)