Gerçek Zahmetsizce Görülür mü? Veya Gerçeği
Birileri Bize Fısıldar mı?
Bu şekilde tüm kütlesi her an bir devrimle yıkılabilecek ve gerçekten de her an küçüklü büyüklü bir devinim ve devrim çinde yaşayan bilim, eğitimin ve hele kitlesel eğitimin gerektirdiği paketlenmiş, hazır bilgi haplarının uzun süre geçerliliğini garanti imkanına sahip değildir. Bu durumda eğitim iki yoldan birinden gitmek durumundadır: Ya kolay yolu seçip bilimin gelişmesini yansıtmakta aciz, ancak hazmı kolay hazır paketler içerisinde fosilleştirerek öğrenciye bilgiyi sunacak ve öğrenciyi aldatacak veya zor yolu tercih ederek öğrenciye doğrudan hazmı kolay hazır bilgi paketlerini değil, bilgiyi, bizzat edinmenin, yani üretmenin yollarını öğretmeye teşebbüs edecektir. Kolay yol, hem öğretici hem de öğrenci için zahmetsiz olduğundan ve genelde hem eğitim sistemini hem de bu sistem içinde eğitilenleri başarılı gösterdiğinden, tarih boyunca hemen her kültürde ezici bir çoğunluğun tercihi olmuştur.
Kolay eğitim dediğimiz bu tercihin bir diğer nedeni de bilginin, daha doğrusu gerçeğin çıplak olarak önümüzde durduğu, öğrenmek için yapmamız gereken tek işin gözlerimizi iyice açmak olduğu şeklinde dile getirilebilecek olan yanlış bir varsayımdır. Fakat bir kere gerçeğin çıplak olarak önümüzde durduğu varsayımı yapıldıktan sonra, herkesin aynı gerçeği niçin "göremediği" sorusu karşınıza dikilir. Bu soruya verilen standart cevap kişinin aklının yalan yanlış hurafe ile kirlenmiş olduğu, bu yüzden önünde duran çıplak gerçeği görmekte veya "kabullenmekte" zorlandığıdır. Önerilen tedavi ise kişinin kafasındaki (veya "ruhundaki") bu tür hurafeyi temizlemektir. Bu "temizleme" operasyonunun tarihte aldığı şekiller Sokrates'in sürekli sorgulama yönteminden, engizisyonun işkence seanslarına kadar değişen bir tayf