Zamanla gözlemcilik tutkusu daha ileri boyutlara ulaştı. Artık yalnızca dışarıdan izlemekle yetinmek istemiyordu. İnsanların yaşamlarına daha derinlemesine sızmayı arzuluyordu.
O yazdan sonra her fırsatta insanları izlemeye daha çok vakit ayırmaya başladı. Karşı apartmandaki pencere onun için bir başlangıçtı, ama zamanla sokaklar, parklar ve mahalledeki diğer evler de onun “gözlem alanı”- na dönüştü. İzlemek, yalnızca bir alışkanlık değil, onun için bir tür terapi olmuştu. İnsanların farkında olmadan hayatlarının bir parçası olmak, onun içindeki boşluğu dolduruyor gibi hissediyordu.