… Hiç kimse, vicdanının sesini yitirmemek için adını sanını feda eden kişiden başka hiç kimse, erdeme daha büyük bir değer vermez bence; kimse erdeme ondan daha çok bağlı değildir. Bu yüzden, demin dediğim gibi, kendi minnettarlığından, iyilik edeninkinden daha büyük fayda elde edeceksin. Çünkü iyilik eden iyilik yaptığı için, sıradan, günlük bir kâr elde etmiştir, verdiğini almaktır kârı. Oysa sana büyük, çok mutlu bir ruhsal durumun yarattığı kıvanç nasip olmuştur, yani minnettar olmak. Çünkü kötülük insanları mutsuz, erdem ise mutlu yapıyorsa, minnettar olmak da bir erdemdir. Sen çok olağan bir iş yaparak paha biçilmez bir başarı kazandın, minnettarlığının bilincini, yalnız tanrısal ve gönençli bir ruhun eriştiği o bilinci kazandın. Buna karşıt olan duyguya çok büyük bir mutsuzluk musallattır olur. Başkasına minnettar olmayan kişi, kendine de minnettar değildir. Sanıyorsun ki söylemek istediğim şu: Nankör olan mutsuz olacak. Yok, mutsuzluğunu geleceğe bırakmıyorum, hemen mutsuz olur o. İşte bu yüzden nankör olmaktan kaçınalım, başkalarını değil, kendimizi düşündüğümüz için. Kötülükten çok küçük, çok hafif bir parça başkalarının üstüne saçılır; kötülüğün en berbat yanı, deyim yerindeyse en kabası, en yoğunu sahibinin içinde kalır ve ezer onu, tipki bizim Attalus'un hep dediği gibi: "Kötü yürekli, kendi zehrinin en büyük parçasını yine kendisi yutar." Yılanlar başkasını öldürmek için akıttıkları zehri, kendilerine zarar vermeden içlerinde taşırlar, ama o verdiğim örnek buna benzemez. Bu zehir, onu içinde taşıyanlar için çok kötüdür. Nankör işkence içindedir, içi içini yer. Gördüğü iyiliklerden nefret eder, çünkü onları geri vermek gerekir. Gördüğü iyilikleri önemsizleştirir, uğradığı haksızlıkları da abartır, şişirir. İyiliklerin silinip, haksızlıkların zihnine