Şu yeryüzünde tanınan, tanınmayan binlercemiz ün, para ya da sadece ekmeğimizi kazanmak için deniz aşırı ülkelerde taban teperiz, ama ocağına geri dönen herkes bir hesabı görmeye gidiyormuş gibi gelir bana. Saydığımız, sevdiğimiz büyüklerimizle, akrabalarımızla, dostlarımızla yüzleşmek için geri döneriz, ama bunların hiçbirine sahip olmayanlar, özgür, yalnız, sorumsuz, kimsesiz olanlar bile -yurdunda sevilen bir yüz, tanıdık bir ses olmayanlar bile- onlar bile vatan toprağında, göğünde, havasında, suyunda, rüzgarında, derelerinde, tepelerinde, tarlalarında ve ağaçlarında yaşayan -dilsiz bir dost, bir yargıç, bir esin kaynağı olan- ruhla buluşmak isterler.
Ölümü kolayca kabullenen insanlar ender değildir, ender olan, kaybedileceği baştan belli bir savaşı büyük bir kararlılıkla sonuna kadar sürdürecek insanlarla karşılaşmaktır. Umut azaldıkça huzura kavuşma arzusu güçlenir ve bu arzu en sonunda yaşama arzusuna ağır basar. Burada bulunanlardan hangimiz bunu gözlemlememiş, böyle bir duyguyu -bu aşırı bezginliği, çabaların boşuna olduğu duygusunu, huzura kavuşma arzusunu- bizzat yaşamamıştır? Akıl almaz güçlerle mücadele eden insanlar -batmış bir geminin kayıklarına doluşmuş kazazedeler, bir çölde kaybolmuş seyyahlar, tabiatın kör kuvvetlerine veya toplumun aptallıklarına karşı savaşanlar- bunu gayet iyi bilirler.
Fikirlerin canı cehenneme! Onlar, zihninizin arka kapısını çalan, her biri özünüzden bir miktar alıp götüren, adam gibi yaşamak ve huzur içinde ölmek istiyorsanız sıkı sıkıya sarılmanız gereken birkaç basit kavrama duyduğunuz inancı tırtıklayan berduşlar ve serserilerdir!