Kitaba popülerliği sayesinde başladım. Denildiği kadar derin ve anlamlı bir kitap. En başında sadece iki kardeşin ilişki hayatlarını anlattığını düşünsem de kitap ilerledikçe, karakterlerin düşüncelerini okudukça bundan fazlası olduğunu anladım.
Ailemizde ya da büyüdüğümüz ortamda yaşadığımız, maruz kaldığımız her tepki ve eylem düşüncelerimizi, davranışlarımızı başından sonuna şekillendiriyor. İlişki hayatına yaklaşımımızda temel unsurun büyüdüğümüz ortamdan fazlasıyla etkileniyor olması bunu kanıtlayan su götürmez bir gerçek. Roman da tam olarak bunu anlatıyor. Aslında sadece küçük tartışmalar, kırgınlıklar sandığımız olayların bizi ve çevremizdekileri nasıl etkilediğini anlatıyor. Başladığımız yerdeki sorunları çözmeden o noktadan ne kadar istesek de uzaklaşamıyor ve en sonunda hayat sizi o noktaya o noktadaki sorunları çözmeye itiyor. Aramızda bağ olan insanlarla yaşadığımız nokta kadar bir sorunu çözdüğümüzde bile tüm olaylara bakışımız değişiyor ve aniden kara bulutlar dağılıyor.
Başladığın noktaya dönmek cesaret istiyor, yeniden o sorunların verdiği saplanıcı acıyı hissetmek. O saplanıcı acıdan kaçarken içten içe büyüyen ve yayılan kanser gibi hissi unutuyoruz aslında. Her şey başladığın yerden şekilleniyor. Hayatındaki her motifte oranın izi var. Her köşe, her kenar ve her detay bunlara ev sahipliği yapıyor. Eğer o noktanın sorunlarını görmezden gelirsen hayatını çizerken aslında karalamış olduğunu uzaktan baktığında fark ediyorsun. Çözmek ya da affetmek. Tüm mesele bu.