Ne kap, ne kacak; gönül dolusunca yaşıyorum. Zamanı hep yatay sanırlar. Ben geçmişte yokum, gelecekte de yokum, şimdi dikine varım, yükselmesine sonsuz, derinlemesine sonsuz..
O paldır küldür yıkılan duvarın bu tarafında güneş ve hürriyet var. Hani her dilde gönül açılması, iç ferahlığı diye anlatmaya çabaladıkları bir açıklık vardır ya, işte o. Ben acaba neredeyim, o duvarın öte yanında mı, bu yanında mı?
MUĞLA VE AŞK MEKTUPLARI
Yine kendimdeyim; hız var, yaradılış var. Başımı bir sağa, bir sola çevirip baktıkça bir alemden bir aleme, bir uygarlıktan başka bir uygarlığa, bir devirden başka bir devire, bügünden eskiçağa, eskiçağdan ortaçağa geçiyor olduğumuzu görüyorum. Taban tabana zıt iklimler buralarda birbirine sokulmuşlar, kapı komşusu olmuşlar. On dakika içinde kırların kuraklığından, yaylaların serinliğine geçiyoruz.
Dağlar, mavi gökler, koca koca çamlar, incir bahçeleri silinip süpürülüp süprüntü diye bir tarafa atılıyor; kainat lira sözleriyle boğuluyor. İnsan gönlü itile itile pis ve murdar banknot kümelerinin içine gömülüyor.