Vahiy dediğimiz şey, aslında içimizde zaten var olan daha büyük bir hakikatin -yaklaşmaya cesaret edemediğimiz bir yanımızın- keşfidir. Ama yine de o yanımız, bize hissetmeye cesaret edemediklerimizi yaşama olanağı tanır.
Gelişmemizin yolu da işte bu daha cömert yanımızla temas edip onu kabullenebilmekten geçer.
Kış ortasındaki bir bitkinin bilinci geçmiş yaza değil, gelecek bahara yöneliktir. Bitki geçmiş günleri düşünmez, önünde uzananları düşünür. Eğer bitkiler baharın geleceğinden eminse, biz insanlar neden bir gün hayallerimize ulaşabileceğimize inanmayalım?
Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an, bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz. İnsan, böylelikle, umut dolu, kendi yolunda gider durur.