Ahsen DURNA

Ahsen DURNA
@ahsenndurnaa
"Totoca." "Söyle." "Acaba Noel Baba bize hiç ama hiçbir hediye getirmeyecek mi?" "Sanırım getirmeyecek." "Doğruyu söyle, sence ben herkesin dediği kadar kötü ve yaramaz mıyım?" "Kalbin kötü değil. Ama kanında şeytanlık var." "Noel gününde böyle olmamayı öyle isterdim ki! Ölmeden önce, hayatta bir kez bile olsa benim için Bebek Şeytan yerine Bebek İsa'nın doğmasını çok isterdim!" "Gelecek seneye artık... Neden ders alıp benim gibi yapmıyorsun?" "Ne yapıyorsun ki?" "Hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına uğramıyorum. Zaten Bebek İsa herkesin dediği kadar ha-rika bir şey de değil. Papaz efendinin söylediğine göre İncil'de bile öyle demiyormuş..."
Sayfa 46·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Seneler geçti, sevgili Manuel Valadares. Bugün kırk sekiz yaşındayım ve bazen kendimi hasrete öyle kaptırıyorum ki hâlâ çocuk olduğumu zannediyorum. Her an ortaya çıkıp bana sinema yıldızı kartları ya da misketler getireceksin sanki. Hayatın şefkatli yanını bana sen öğrettin, sevgili Portuga. Bugün çocuklara misketler ve kartlar dağıtmaya çalışan benim, çünkü şefkat olmayınca hayatın pek değeri kalmıyor. Şefkat göstermek beni bazen mutlu ediyor, bazense yanıltıyor, ki bu ikincisi daha sık oluyor. O günlerde, yani beraber geçirdiğimiz günlerde, henüz hiç duymamıştım, uzun yıllar önce bir Budala Prens' in gözlerinde yaşlarla bir sunağın önünde diz çöküp ikonlara sorduğu şu soruyu: "KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA HER ŞEYİ NEDEN ANLATMAK GEREK?" Hakikaten de sevgili Portuga, bana her şeyi çok erken anlattılar. Hoşça kal!
Sayfa 183·Kitabı okudu
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Heyecanla ayağa kalkıp gömleğimi açtım. Küçük kuşumun sıska göğsümden dışarı çıktığını hissettim. "Uç, küçük kuşum. İyice yükseklere uç. En yukarılara çık ve Tanrı'nın parmağına kon. Tanrı seni başka bir çocuğa götürecek ve nasıl bana güzel şarkılar şakıdıysan ona da şakıyacaksın. Hoşça kal, güzel kuşum!" İçimde sonsuz bir boşluk hissettim. "Bak, Zezé. Bulutun parmağına kondu." "Gördüm." Başımı Minguinho'nun kalbine dayadım ve uzaklaşan bulutu izledim. "Ona asla kötülük etmedim..." Sonra yüzümü çevirip şeker portakalımın dalına baktım. "Xururuca." "N'oldu?" "Ağlarsam ayıp olur mu?" "Ağlamak asla ayıp değildir, sersem . Niye ki?" "Bilmem, henüz alışamadım. İçimdeki kafes bomboş kaldı sanki..."
Sayfa 68·Kitabı okudu
Maddecilik şiiri ortadan kaldıramaz. Bir gün gelecek şiir ve sanat gene varlıklarını, özgürlüklerini, güçlerini duyuracaklar. Cennette sağlıklı bekleyen birer güçlü melek şimdi onlar. Yeryüzünde kirli ruhların üstün geldiğini, pısırık ruhların da duruma yas tuttuğunu gördükçe bıyık altından gülüyorlar. Şiir mi batacak? Sanat mı silinip kalkacak yeryüzünden? Hiçbir zaman! Basitlik mi alacak onların yerini? Ne münasebet! Hayır. Şiir, sanat hâlâ yaşıyor, yalnız yaşamakla kalmayıp insan ruhuna egemen oluyorlar, insan ruhunu yüceltiyorlar. Onların mübarek etkisi her yerde yaygın olmasa hepimiz cehennemde olurduk şimdi... Kendi basitliğimizin, küçüklüğümüzün cehenneminde!
Sayfa 516·Kitabı okudu