fazlasıyla popüler olan bu kitaba dair büyük beklentilerim var mıydı? hayır. yine de bir tık hayal kırıklığına uğradım mı? evet.
70’li yılların rock’n roll dünyasında bir araya gelen rock grubu the six ve daisy jones’un hikayesini anlatıyor kitap ve ilginç bir yazım şekli var. olayları, tek bir bakış açısıyla değil de grup üyeleri ve onların çevresindekilerle yapılan röportajlar aracılığı ile okuyoruz. başta okuması zordu ama okudukça alıştım. en çok bağ kurduğum karakter billy dunne oldu. bağımlılıklar ve onlardan kurtulma, korunma çabasını okurken onu destekleyebilmek istedim.
uzun yıllar önce, okuma grubumla birlikte okuduğum bir otobiyografi önerisi ile geldim.
sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanılmasına karşı çıkan, idaho’nun kırsal kesiminde yaşayan mormon bir ailenin çocuğu olan tara westover, uğradığı fiziksel ve duygusal şiddeti, kendini eğitmek adına verdiği çabayı ve bazı aile bağlarını kendi iyiliği içinde olsa koparmanın ne kadar zor olduğundan bahsediyor talebe’de. okurken yer yer rahatsız olacağınız ama aynı zamanda ilham da alacağınız bir hikaye. bir otobiyografi olmasına karşın akıcı dili ve yazarın bazı tecrübelerinin gerçekten çok uzak gelmesi sebebiyle bazen kurgu okuyormuşsunuz gibi hissettiren bu kitap bana kalırsa kesinlikle okunmalı.
güzel dünya neredesin benim için ilk “audiobook” yani sesli kitap dinleme tecrübesiydi. üniversitede tanışıp sonrasında farklı yollara giden ancak görüşmeyi bırakmayan iki kız arkadaş alice ve eileen’in yaşadıkları ve hayata dair düşüncelerini birbirleriyle paylaştıkları bir kitap güzel dünya neredesin. farklı karakterlere sahip insanlara ve bu insanların ilişkilerine odaklanıyor. benim için bu ilişkiler yüzeysellik ve yer yer anlamsızlıklar barındırsa da iki kız arkadaşın birbirlerine düşüncelerini aktardıkları e-postalar dinlemekten en çok zevk aldığım kısımlardı. hatta bir sürü yerin altını bile çizdim.
kesinlikle okunması gereken bir kitap diyemem ama kendine has bir tadı vardı.
ikinci dünya savaşının fransa’sında küçük bir kasabadan başlayıp ülkelere, insanlara ve hayatlara mal olmuş bir çabanın hikayesi bülbül. iki kız kardeşin savaş yüzünden çok farklı mücadeleler vermek zorunda kaldığı, okurken ümide, aileye, sevgiye, savaşın soğukluğuna ve acımasızlığına dair insanı düşündüren bir kitap. bazen beni sinirlendim bazen güldüm, son otuz sayfasında ise hüngür hüngür ağladım. (evet bu kısım gerçek).
kitap çok akıcı ancak içince barındırdığı unsurlar sebebiyle okumak çok kolay değil. okumayı düşünenlerin bunu göz önünde bulundurması gerekir.
peş peşe işlenen cinayetler, ölen kişilerle olan alakaları ve onları birbirlerine bağlayan geçmişleriyle cinayetin baş şüphelileri konumuna gelen bir polis memuru ile bir muhabir.
aslında ilginç bir konusu olduğunu düşünmüştüm kitabın arka kapağını okuduğumda ancak kitap tam anlamıyla bir hayal kırıklığıydı. karakterlerin birbirleri ve olaylarla olan bağlantısı zorlama, yazılan polisiye-gerilim unsurları ise çok yüzeyseldi. okurken sıkıldım ve kitabın sonu da güzel bir kapanıştan yoksundu. okuyup çok beğenenlerle yüzleşmeye hazırım