ahsen

ahsen
@ahsensenturk
Yoksulluk Yok Olsun
Puan vermedi·186 syf.··
2023 21. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2023 15:07
2004'te ilk baskısı, 2017'de 18. baskısı yapılmış mustafa kutlu kitabı. hikâyenin başında adeta bir gecenin ortasında kalıyor okuyucu. ne tarafa baksa bir yoksulluk manzarası, ne yana dönse çaresizlik. sonra kar kıyamette "hurdacı bilal", "duran"a sesleniyor "ula duraan, gel de gidek!". "doktor"un yanına yoldaşı köpek uzanıyor, doğuştan görmez "nimet"e "şapkacı bacı" kol kanat geriyor. "cino"yu serserilerin elinden "pala hasan" alıyor. hasan'ın çay ocağına, bütün "rüzgârlı pazar" sakinleriyle birlikte sanki biz de sığınıyoruz. bu hikâyenin bir yerlerde yaşandığına inanmak istiyoruz hep birlikte. irili ufaklı tüm karakterlerin çok canlı bir şekilde tasvir edilmiş olması belki bu kitabı böylesine güzel yapan, belki parasızlık ve hastalık gibi illetlerle uğraşmalarına rağmen hemen hepsinin, bir şekilde ayakta duruyor olmaları, belki de mutlu sonla bitmesi. sebep hangisi olursa olsun, bu kitabın -tüm olumsuzluklara rağmen- insanın içini sıcacık yaptığı kesin; enfes bir eser. bir solukta okunası, filmi çekilesi hikaye. mutlaka okuyunuz sevgili okurlar.
Edebiyat
Rüzgarlı PazarMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20114,377 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
rastgele uzakdoğu edebiyatı serimin beşinci kitabı..
10/10
·170 syf.··
2022 61. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2022 23:42
bu kadar az sayfaya kocaman bir çöplük sığdırmak... koreli yazar hwang sok-yong’un eşyaya bağımlılığın bir deliliğe dönüştüğü çağımızda sistemin dışarı attığı, köleleştirdiği ve kentlerin dışına itilen insanları başrole taşıdığı romanı tanıdık şeyler.. tüketim çılgınlığına alet olup hiç düşünmeden çöpe attığımız tüm şeyleri hayal ederek, bir günlüğüne de olsa çiçek adası’nı ziyaret etmeye ne derdiniz? çöplük yuvası çiçek adası... tezatlık dikkatinizi çekti mi? kenzaburo oe’nin “asya’nın en güçlü sesi” olarak tanımladığı hwang sok-yong, kitabında bize hakiki bir asya hikâyesi sunuyor. tüketim çılgınlığında kendimizi kaybetmişken bizim bu kadar kolayca harcayabildiğimiz şeylerin bedelini kimin ödediğini düşünmek istemiyoruz. hwang sok-yong’un 2011 yılında yayımlanan ancak dilimize henüz çevrilebilmiş bu romanı, bir bakıma geçmişten gelen bir uyarı niteliği de taşıyor. fakir bir gecekondu mahallesinde yaşayan pörtlek ve annesi, babasının ortadan kaybolması üzerine, “daha çok para kazanacaklarını” düşünerek çiçek adası denilen çöp toplama bölgesine taşınıyor ve burada çöp yığınlarının içinde, “işe yarar” şeyleri toplayarak para kazanmaya çalışıyor, herkes geçimini çöp yığınlarından sağlıyor. şef asura ve onun oğlu saçkıran onların buradaki yaşama ayak uydurmasını kolaylaştırırken bir yandan da asura ile annesinin yakınlaşmasından sonra aileler de birbirlerine karışıyor. anne ve babalarının birlikte yaşamaya başlamasından sonra abi-kardeş gibi sürekli birlikte takılmaya başlayan 13 yaşındaki pörtlek ve 11 yaşındaki saçkıran’ın hikâyesine ağırlık veren romanda, bu iki çocuk bir bakıma “gerçek” dünyadan da dışlanıyor. çöp ayıklayıcı olarak çalışan insanlar, bir fırsatını bulup şehir merkezine gittiklerinde herkes onların kokmasından rahatsız olduğu için onlardan
Edebiyat
Tanıdık ŞeylerHwang Sok-Yong · Doğan Kitap · 2024161 okunma
anılara sahip çıkabilmek mümkün mü?
7/10
·248 syf.··
2022 52. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2022 23:52
hafıza polisi, bilinmeyen bir adada günden güne kaybolan nesnelerin ve tüm bu sürece adapte olan/olmaya çalışan insanların öyküsü. adada her gün bir nesne kaybolurken, bu nesnelere dair insanların zihinlerinde uyanan izlenimler de bir bir yok olur. fakat bu yeterli değildir. ada halkı ellerinde kalan bu nesneleri ve onları çağrıştıran her şeyi de yok etmek zorundadır. imha işlemini gerçekleştirmezlerse ya da bu varlıkları hatırlamaya devam ederlerse o noktada işe hafıza polisleri dahil olur, çünkü her şeyin unutulduğu bir adada hatırlamak ve anılara tutunmak bir çeşit isyandır. hafıza polisi her şeyin unutulduğundan emin olmak için devriye gezer, insanları sorguya çeker ve anılarına tutunabilen insanlar da tıpkı nesneler gibi bir anda sırra kadem basabilir. adını bilmediğimiz yazar başkarakterimiz editörünün nesneleri unutmayan insanlardan biri olduğunu fark eder ve onun da hafıza polisleri tarafından ele geçirilmemesi için kendini bir kurtarma planına adar. böylece bir anlamda kendi anılarının da peşine düşer ve hikâyemiz başlar. başkarakterimizin yazmaya başladığı son romanı ile ana hikâye arasında geçişler yaparak karakterin ruhsal değişimlerinin ve ada halkını esir alan “unutuş”un da izlerini sürer. bu unutma hali japonya’nın tarihiyle de özdeşleştirilebilir. atom bombasıyla aniden yok olan şehirler, aileler ve hatıralar, japonya’nın çok da uzak olmayan tarihinde ve ülkenin kolektif hafızasında hâlâ büyük yer kaplar. savaş sonrası yaşanan travma ve toplu yas sürecinin ağırlığı içinde hayatına devam eden japonya halkı bir yandan emperyal amerikan kültürünün yarattığı yeni toplumsal hafızayla da var olmayı öğrenmek zorundadır. 1945 yılından beri, kendisi de bir ada ülkesi olan japonya’nın kendi hafıza polisleri arasında anılarına tutunmaya çalıştığı
Edebiyat
Hafıza PolisiYoko Ogawa · Kafka Kitap · 2021357 okunma
nasıl başlayacağımı bilmiyorum
9/10
·104 syf.··
2022 38. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2022 23:56
kitaplarla aramızda bir duygusal bağ olduğuna ve kitapların bizlerde "hisler" yarattığına inanıyorum. işte! tam şu an, altın gözde yansımalar'ı okuduktan sonra içimde oluşan bu his Zamanımızın Bir Kahramanı'nı hatırlattı bana. uzun zamandan beri beni tatmin edebilecek bir kitap okumanın hasretindeyken ve okuma alışkanlığımı tekrar kazanmaya çalışırken, bu kitap bana cansuyu oldu.. barış döneminde bir ordugah sıkıcı bir yerdir. kitap bu cümle ile başlıyor. bu ordugahta yüzbaşı ve eşi, binbaşı ve eşi, bir de onların hayatlarını gözetleyen er williams.. olaylar bu beş kişinin etrafında gelişiyor. tabii anacleto'yu da unutmamak gerek. yaşadıkları bölge büyük, içinde her şeyi bulunduran bir bölge fakat burada insanların sıkılmasına sebep olan şey ilk cümlede de dediği gibi ordugahta insanların çok boş zamanının olması, izole edilmişlik ve aşırı güvende olma duygusu.. bir kitap düşünün başından sonuna kadar sizi bir beklenti içerisinde tutsun. sürekli bir şeylerin istediğim gibi olmasını bekledim. ve kitap bana bunu son sayfasında şöyle ifade etti, “büyük ama bilinmeyen bir şok beklendiğinde, zihin içgüdüsel olarak bir an için şaşırma yetisini yitirerek kendini hazırlar. o savunmasızlık anında yarı yarıya tahmine dayanan çeşit çeşit olasılıklar öne çoklar ve felaket biçimlendiğinde bunu doğaüstü bir yoldan önceden anlamış olma duygusu oluşur. “ kitap bitene kadar ben de bir çok olasılık ve tahminler yürüttüm ama hiçbiri olmadı. aksine beni çok başka dünyalara götürdü. neden psikolojik, hem karakterlerin davranış tutumlarıyla, hem düşündükleriyle hem düşünmedikleriyle. bunları okurken siz de ruh halinden ruh haline geçiyorsunuz. yalnızlığın yoğun biçimde işlenişi ilk etapta göze çarpıyor evet ortada bir ilişki yumağı var ama bu ilişki hali sadece bir görünüşten ibaret. sanki "asıl olan
Edebiyat
Altın Gözde YansımalarCarson McCullers · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,276 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2022 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2022 19:20
son aylarda artan uzak doğu edebiyatı merakım var. yukio mişima hem hayat hikayesi ile hem de japon edebiyatındaki yeri ile ilgimi çekti. yazardan okuduğum ilk kitap, dalgaların sesi... ülkemizde can yayınlarından çıkıyor kitapları. marguerite yourcenar'ın "ince, bıçak ağzı gibi dondurucu bir kusursuzlukta," diye tanımladığı denizi yitiren denizci, dehşeti şiirsel bir anlatımla bütünleştiren, benzersiz bir kitap.. "kusursuz arınma, ancak yaşamı kanla yazılmış bir şiir dizesine dönüştürerek mümkündür," diyen mişima bu kitapla görüşünü örneklemiş oluyor. mişima'nın en etkileyici eserlerinden biri olarak bilinen kitap soğukkanlı şiddeti ustalıkla anlatırken, hiç kuşkusuz yazarın çocukluğunda bilinçaltını etkilemiş baskıları da yansıtıyor. roman, dul bir kadın, on üç yaşındaki oğlu noboru ve kadının ikinci eşi olan denizcinin öyküsünü anlatıyor. yaşıtlarıyla bir çete kuran noboru, ilk tanıştığında denizler fatihi bir kahraman olarak gördüğü denizcinin annesiyle evlenerek sıradan birine dönüşmesinin şokunu atlatamaz. rakuyo'nun varlığıyla bütünleşmiş olan bu adam, geminin ayrılmaz parçası olan bu adam, kendini o güzel bütünden koparmış, kendi isteğiyle düşlerinden gemileri ve denizi silip atmıştır. noboru, tatil boyunca ryuji'nin yanından ayrılmamış ve denizle ilgili hikâyeler dinleyerek, ötekilerin hiç bilemeyecekleri denizcilik bilgileri edinmiştir ama onun istediği, bu bilgiler değil, günün birinde denizcinin hikâyeyi yarıda keserek, yeniden denize dönerken ardında bırakacağı mavi su damlalarıdır. "yaşamın bir iki basit belirti ve karardan oluştuğunu; ölümün doğum anında kök saldığını ve insanın ömür boyu bu kökü sulayıp yetiştirmekle yükümlü olduğunu düşünüyordu." "çocuklar dünyanın en masum canlılarıdır." sözünün ne kadar çelişkili olduğunu gözümüzün içine sokuyor
Edebiyat
Denizi Yitiren DenizciYukio Mişima · Can Yayınları · 20173,217 okunma